GERONTOKRASİ VE BAŞIMIZA AÇTIĞI DERTLER
Gerontokrasi; kökeni yunanca yaşlı anlamına gelen "geron" ve yönetim anlamına gelen "kratos" sözcüklerinden oluşan, özetle yaşlılar yönetimi anlamına gelen bir idare biçimi.
Bu sistemde, yöneticilerin gücü, uzun yaşamları boyunca edindikleri iddia edilen hayat tecrübesi, sabır ve bilgelikten gelmesi bekleniyor.
Deneyimlerimizle yaşıyoruz ki yaşlı liderler genellikle radikal değişimlere, devrimsel fikirlere veya hızlı teknolojik dönüşümlere mesafeliler. Mevcut düzenin konfor alanından çıkmak onlara göre değil. Çok ağır işleyen sistemde, çok yavaş karar alıyorlar ve bunlar, çoğu zaman geç kalınmış kararlar oluyor.
Antik dönemde Sparta bu yönetime güzel bir örnek. Sparta'da "Gerousia" adı verilen ve 28 üyeden oluşan bir yaşlılar meclisi bulunuyormuş. Bu meclise seçilebilmek için Sparta vatandaşının en az 60 yaşında olması gerekiyormuş ve üyeler ömür boyu görevde kalıyorlarmış.
"Senato" sözcüğünün kökeni latince "senex"den geliyor ve bu "yaşlı adam" demek. Roma Cumhuriyeti'nde de Senato'nun ilk dönemlerinde ileri yaştaki devlet adamları büyük ağırlığa sahipmiş.
20. yüzyıldaki en popüler modern gerontokrasi örneği, 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başındaki Sovyetler Birliği. Leonid Brejnev, Yuri Andropov ve Konstantin Çernenko gibi liderlerin hepsi ileri yaşlarda ve ciddi sağlık sorunlarıyla ülkeyi yönettiler. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da bu dönem, Sovyet tarihinde ekonomik ve sosyal "Durgunluk Dönemi" olarak anıldı.
Günümüzde hiçbir ülke resmi gerontokrasiyle yönetildiğini kabul etmiyor olsa da fiili olarak bu durum pek çok ülkede yaşıyor.
Son yıllarda Amerikan siyasetinde başkanların, senatörlerin ve yüksek mahkeme yargıçlarının yaş ortalamasının çok yüksek olması, 70 ve 80 yaş üstü siyasilerin ülke yönetme çabaları, yönetimin gerontokrasiye evrildiğinin en güzel örneği.
İleri yaştaki yöneticilerin büyük bir kısmı, kendi dönemlerinde alışık olmadıkları dijital dönüşümlere, yapay zekaya, siber güvenlik gereksinimlerine ve modern ekonomik modellere uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Konuşmalarını kolaylaştırmak için büyük büyük harflerle yazılmış konuşma metinlerinin yansıtıldığı “ prompter “ adı verilen aletler bir an için devre dışı kaldığında, bu yöneticiler , ışık görmüş tavşan gibi hareketsiz kalıp, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bu duruma düşmemek için yazılanları kekeleye kekeleye kağıda bakarak okumaları da insanın içini acıtıyor.
Yaşlı liderlerin, doğaları gereği, aldıkları kararların uzun vadeli sonuçlarını görme şansları yok. Öyle olunca iklim krizi, eğitim reformları, uzun vadeli borçlanmalar ve sürdürülebilirlik gibi doğrudan genç nesillerin geleceğini ilgilendiren hayati konular pek umurlarında olmuyor. Tüm bunlara bir de vizyonsuzluk, bencillik ve vatan sevdasından yoksunluk eklenince işler iyice çığırından çıkıyor.
Liderlerin ve üst düzey bürokratların koltuklarını çok uzun süreler boyunca, bazen ölünceye kadar, işgal etmesi, obez egoları sebebiyle bir türlü koltuğu boşaltamamaları, arkadan gelen genç, dinamik ve eğitimli nesillerin yönetim kademelerine yükselmesini engelliyor.
Öyle olunca liyakat, yaratıcı fikirler sisteme sokulamıyor ve bu durum da genç beyin göçü ile sonuçlanıyor.
Genç kuşaklar olan Z ve alfa kuşakları ile hantal yönetim arasında derin bir kuşak çatışması baş gösteriyor. Yaşlı liderler; gençlerin işsizlik kaygılarını, barınma krizlerini, ruh sağlığı ihtiyaçlarını, güvencesizlik hissini ve hayata bakış açılarını anlamakta yetersiz kalıyor. Yönetimdeki bir yetkili, gencin kullandığı telefonun üst model olmasını ya da bir kafede kahve içebilme arzusunu kınıyabiliyor. Bu gibi öngörüsüzlükler halk ile yönetim arasındaki güven bağını zedeliyor.
Gerontokratik yönetimlerin hantallığı özellikle kriz anlarında iyice ortaya çıkıyor. Depremde ne yapacağını bilememek, ekonomik şokları tahmin edememek, teknolojik krizleri anlamamak, bu sorunların daha da büyümesine neden oluyor.
Liderlerin ileri yaşları, zamanla fiziksel ya da zihinsel sağlık sorunları yaşamalarına sebep oluyor. Demans, hatırlama, algılama güçlüğü yanında sara gibi kronik rahatsızlıkları devlet yönetiminde ciddi bir zaafiyet yaratıyor.
Bazen diploması bilen olmayan liderler kendilerini ekonomist ilan edebiliyorlar. Bilimin bu kadar küçümsenmesi, eğitimin değerinin fark edilmemesi de halkın büyük bedeller ödemesine neden oluyor.
Gerontokrasi tamamen olumsuz bir kavram değil elbette ancak yaşlı yöneticilerin donanımlı, ahlaklı, devlet hafızasıyla güçlenmiş ve iyi eğitim almış olması, genç dinamik yöneticilerle desteklenmeleri, sistemin başarılı olabilmesi için ön koşul.
Ez cümle; halka düşen görev, böyle zamanlarda ön görülü ve aklı selim davranarak bir an önce kurtuluşa ulaşacak doğru seçimlere olanak sağlamak ve bu kalıpların içine mahkum eden kabuktan, sandık yardımı ile kurtulup değişime ayak uydurmak olmalı.

