Tohumlar

YAYINLAMA: 01 Ocak 1970 / 04.00 | GÜNCELLEME: 01 Ocak 1970 / 04.00

Pencere önü bostanları, mutfağınızdaki camın önünde yerleştirip buğday, nane, maydanoz, fesleğen gibi taze baharatlı sebzeleri yetiştirebileceğiniz hoş bir saksı sistemi. İçindeki tarifeyi aynen uygularsanız, büyük başarı sağlayıp buğdayı da fesleğeni de yetiştirebiliyorsunuz. Buğday hemen çimlenirken, fesleğenin çimlenmesi neredeyse iki haftayı buluyor. Taze buğday filizlerinin pek faydalı olduğunu çeşitli kitaplarda biliyorum, o nedenle yetiştirmiştim. Bol bol filiz verdi, kendim yemekle kalmadım, etrafıma bile dağıttım. Fesleğen de başarılı oldu, ama tadı yoktu. Sanıyorum, İstanbul’da bahar aylarında fazla güneş açmadığından yapraklar yeteri kadar güneş göremediler ve lezzetlerini bulamadılar. Zaten, bir müddet sonra da pazara tazesi geldi. İki çeşit; mor ve yeşil reyhanı haftalar boyu afiyetle yedim. Fesleğen ve reyhan aynı baharatlı aromatik sebzeler... Kimisi, yeşiline fesleğen; kırmızısına reyhan derken, kimisi de tam tersini söylüyor. O nedenle ben kullanırken iki ismi birden söylüyorum, kolaylıkla anlaşılıyor. Barış Deveci, bana sonbaharın son aylarına doğru kırmızı Hatay biberi getirir. Ben de onları yemeklik doğrayıp dondurucuya koyarım, sene boyunca da kullanırım. Biberleri ayıklarken tohumlarını katiyen atmam. Bu sene aklıma esti, o tohumları ektim. Bu konuda çok tecrübesiz olduğum için, tohumları ekip, saksıyı balkona koydum. Bir türlü çimlenmediler. Daha sonra tavsiye ile içeri aldım ve kısa zamanda yeşillendiklerini gördüm. Daha sonra onları seyrelttim. Tohumlarım çimlenmedi diye, biber ve domates fideleri de almıştım birkaç tane. Bütün bu kaygıları yaşarken bir anda çok sayıda fidem oldu. Ne yapacağımı şaşırdım ve kendi ürettiğim Hatay biber fidelerini tanıdığım meraklılara dağıttım. Kendi fidelerimi ise, büyük dikdörtgen saksılara balkona ektim. Balkon çok rüzgarlı olduğu için sağlıklı olmalarına rağmen boyları pek büyümedi. Ama yine de biber verip, beni mutlu ettiler! Derken Arsuz’a geldik... Beni biber ve domates fideleriyle şaşırttı bahçıvan... Biberler sanıyorum çok güneş alamadıkları için boylarına ve sağlıklarına oranlanacak kadar biber vermiyorlar. Ama olsun, ben onları seviyorum ve hala biber verecekleri konusundaki inancımı da kaybetmedim! Domates fidanım yalnız başına olmasına rağmen, yeteri kadar güneş aldığından bol bol domates veriyor. Bu bostancılık işi beni pek sardı... Önce, tohumları çimlendirirken mutlaka sıcak ve güneşli bir yere konması gerektiğini öğrendim. Daha sonra, tohumları sularken mutlaka sprey şeklinde bir sulama aracı kullanılması gerektiğini tecrübe ile sabitledim. Su, püskürünce toprak delinmiyor ve tohumlar rahatsız olmuyor o şekilde. Bu sene İzmir’in Seferhisar kazasında tohum şenliği yapıldı. Bahar aylarının başları idi, -Şubat ayı imiş-tohum meraklıları Seferhisar’da toplanıp birbirleri ile tohum değiştiler. Çok keyifli birşey olsa gerek... Kendi tohumunuzu verip, başka tohumlar alıyorsunuz, böylece siz de arkadaşlarınızın yediği domatese, bibere, patlıcana aklıma gelmeyen envayi türlü yiyeceğe ortak oluyorsunuz. Seneye belki ben de giderim. Tohum deyince aklıma geldi. Şimdi ismini unuttuğum Fresno’da yaşayan yaşlı bir Ermeni benden Kilis kavunu tohumu istedi. Mevsimini bekleyip kalkıp Kilis’e gittim. Tohumu aldım. Selloteyple tek tek mektuba yapıştırıp yolladım. Adam onları büyük bir özenle ekti. Yetiştirip, hasat etti. Fresno’da her sene kavun festivali yapılırmış, orada yarışmaya katıldı. Kilis kavunu ile birinci geldi. Hangi seneydi hatırlamıyorum, herhalde milattan önceydi... Aman ne keyif almıştım, gönderdiğim tohumun birinci gelmesinden... Bana, kavunu kesip, çekirdekli kısmının fotoğrafını da göndermişti ve demişti ki: “bak sen bir tane tohum gönderdin, burada binlerce oldu, işte barışı da böyle temin etmeliyiz...” Urfa Göbeklitepe’de tarih öncesi buğday tohumları bulundu. Kastamonuda da halen ekilen Siyez buğdayının eski tohumları bulunmuştu. Bu yazdıklarımı ektiler ve yeşerdi biliyor musunuz? Ekenler inanamadılar, buğday da oldu... Son derece dayanıklı, kendisini üretmeye proğramlamış yapıda tohumlar. Eğer, çok kötü koşullarda saklamaz, azıcık dikkat ederseniz, elinizdeki tohumlardan senelerce üretim yapmanız işten bile değil... Tabii ben amatörlükten bahsediyorum, profesyonel olarak ekmek ayrı birşey... O zaman tohum ıslahı diye bir olay devreye giriyor ve bu konu beni aşıyor. Yabani semizotu yani pirpirimin Hatay’daki ismi soğukluk... İneklere yediriyorlar ki bol süt versin... İnek, semizotunu yiyor, midesindeki asitli ortamlardan geçip, gübre olarak bizim bahçemize geliyor. Gübrenin içindeki semizotu tohumları tekrar yeşeriyor... Midedeki o asidik ortam, semizotu tohumuna dokunmuyor! Cristof Colomb’un kitabında okumuştum. Colomb, bizim bugün kuru fasulye diye adlandırdığımız baklagilin okyanus yolu ile Avrupa’ya geldiğini düşünüyordu. Düşünün, fasulye tanesi Okyanus’a düşüyor, o kadar tuzlu ve farklı minarel içeren suyun içinde binlerce mil kadedip Avrupa’ya geliyor. Toprağı bulur bulmaz da yeşeriyor. Avrupa’dan anadolu’ya geliyor... Ve, kuru fasulye neredeyse milli yemeğimiz olup çıkıyor! Doğa işini çok iyi biliyor da, şu insan oğlu müdahale etmese...

Tohumlar