Eğitim Sen Gaziantep Şubesi 2025-2026 Yükseköğretim yıl sonu değerlendirme raporunu açıkladı
Şube Başkanı Ömer Parlakçı, ‘’2025-2026 akademik yılı, bu yapısal tahribatın öğrenciler açısından da ağır sonuçlar doğurduğu bir dönem oldu. Üniversite öğrencileri için eğitim hakkı artık yalnızca sınavı kazanmakla erişilebilir bir hak olmaktan çıkmış; barınma, beslenme, ulaşım, sağlık, eğitim materyallerine erişim ve güvenli kampüs yaşamı gibi temel ihtiyaçları karşılayabilme koşuluna bağlandı’’ şeklinde konuştu.
Üniversite emekçilerinin hak kayıpları
bu krizin başlıca göstergeleri
2025-2026 akademik yılının, Türkiye’de yükseköğretim alanında biriken yapısal krizin daha da derinleştiği bir dönem olduğuna dikkat çeken Parlakçı, ‘’Öğrenci sayısındaki gerileme, açık ve uzaktan öğretime dayalı büyüme, barınma ve beslenme krizinin sürmesi, merkezi sınav sistemindeki güven kaybı, üniversitelerde kayyım rejimi, Barış Akademisyenlerinin iade edilmemesi, lisans sürelerini kısaltma girişimi ve üniversite emekçilerinin hak kayıpları bu krizin başlıca göstergeleri’’ açıklamasını yaptı.
En yakıcı başlıklarından biri
barınma, beslenme ve geçim krizi
Öğrenciler açısından yükseköğretimin en yakıcı başlıklarından birinin barınma, beslenme ve geçim krizi olduğunu sözlerine ekleyen Parlakçı, ‘’Üniversiteyi kazanmak, öğrenciler için artık eğitim hakkına fiilen erişmek anlamına gelmiyor. Öğrencinin okuyabilmesi; kalacak yer bulmasına, temel gıda giderlerini karşılayabilmesine, ulaşım masraflarını ödeyebilmesine ve eğitim materyallerine erişebilmesine bağlı hale geldi’’ ifadelerini kullandı.
Yaklaşık dört öğrenciden yalnızca
biri devlet yurtlarında barınabiliyor
Arpat, ‘’2025-2026 eğitim-öğretim yılında KYK’ye bağlı 880 yurt binasına 1 milyon 3 bin 259 öğrenci yerleştirilebildi. Örgün eğitimdeki 4 milyon 63 bin 774 öğrenci dikkate alındığında, yaklaşık dört öğrenciden yalnızca biri devlet yurtlarında barınabiliyor. Bu tablo, barınmanın kamusal bir hak olarak örgütlenmediğini; öğrencilerin önemli bir bölümünün özel yurtlara, yüksek kiralara, aile desteğine ya da güvencesiz barınma biçimlerine mahkum edildiğini gösteriyor’’ açıklamasında bulundu.
Ücret, özlük hakkı ve statü bakımından
ayrımcı uygulamalar sürdürülüyor
Yükseköğretimde yaşanan krizin yalnızca öğrencileri değil, üniversitelerde çalışan tüm eğitim ve bilim emekçilerini doğrudan etkilediğini vurgulayan Başkan Parlakçı, ‘’Akademik personel, idari ve teknik personel, araştırma görevlileri, sözleşmeli ve güvencesiz çalışanlar; düşük ücretler, ağırlaşan iş yükü, keyfi görevlendirmeler, mobbing, kadro sorunları ve siyasal baskılarla karşı karşıya. Üniversitelerin giderek şirket mantığıyla yönetilmesi, özellikle idari ve teknik personel üzerinde ağır bir angarya düzeni yaratıyor. Akademik personele tanınan bazı ödemelerin idari ve teknik personele yansıtılmaması, eşit işe eşit ücret ilkesinin açık ihlali. Üniversite bütünlüklü bir kamusal hizmet alanıdır; bu hizmet yalnızca akademisyenlerin değil, idari, teknik, yardımcı ve destek personelin emeğiyle yürütülüyor. Buna rağmen üniversite emekçileri arasında ücret, özlük hakkı ve statü bakımından ayrımcı uygulamalar sürdürülüyor’’ dedi. Haber Merkezi
