Heinrich Böll Stiftung’un güncel verilerle hazırladığı Toprak Atlası 2025 lansmanında Türkiye'de artan toprak bozulumu, betonlaşma ve tarımın geleceği tartışıldı.
Heinrich Böll Stiftung (HBS) Türkiye Temsilciliği, “Yaşamsal bir kaynağa dair gerçekler ve rakamlar” başlığını taşıyan Toprak Atlası’nın 2025 baskısını 6 Ocak Salı günü İstanbul’daki Postane’de düzenlenen etkinlikle tanıttı. İlk kez 2015 yılında yayımlanan atlas, on yılın ardından Türkiye’ye özgü güncel verilerle yeniden hazırlandı.
Lansman kapsamında düzenlenen panelin moderatörlüğünü HBS Ekoloji ve İklim Değişikliği Programı Koordinatörü Cem Bico üstlenirken; Prof. Dr. Ayten Namlı toprağın fiziksel sorunlarını, Dr. Ulaş Karakoç ise meselenin toplumsal ve ekonomik boyutlarını aktardı.
"İlk 15 santimetreyi kaybedince verimlilik bitiyor"
Toprak bozulumunun küresel bir kriz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ayten Namlı, yüzey toprağının önemini “Üst toprağın, yani ilk 15 santimetrelik katmanın kaybı, toprağın biyolojik verimliliğinin büyük oranda yok olması demektir” sözleriyle vurguladı. Namlı, toprak yönetiminde odak noktasının karbon olması gerektiğini belirterek, karbon yönetiminin biyoçeşitliliği korumada ve iklim kriziyle mücadelede anahtar rol oynadığını söyledi.
Türkiye’deki toprak kaybının en büyük nedeninin su ve rüzgâr erozyonu olduğunu ifade eden Namlı, Iğdır ve Harran ovalarında tuzlanmanın ciddi boyutlara ulaştığını ancak Türkiye’nin güncel bir tuzluluk haritasının hâlâ bulunmadığını belirtti. Ayrıca, Avrupa’da ağır metal haritaları mevcutken Türkiye’de üç yıl önce tamamlanan benzer bir projenin verilerinin henüz paylaşılmadığına dikkat çekti.
"Çiftçi topraktan zaten koptu"
Tarımın toplumsal boyutunu ele alan Dr. Ulaş Karakoç, kırsal nüfustaki yaşlanmaya ve demografik değişime odaklandı. Karakoç, “Çiftçi topraktan kopuyor mu sorusunun cevabı, çiftçinin büyük ölçüde zaten kopmuş olduğudur. Asıl mesele, çiftçinin hayattan kopup kopmamasıdır” dedi.
2010 sonrası kırdan kente göçün yavaşlamasının tarımın güçlendiği anlamına gelmediğini belirten Karakoç, tarımsal gelirin birçok çiftçi için artık ikincil hale geldiğini ifade etti. Karakoç ayrıca kadın emeğine değinerek, kırsalda istihdamda görünen kadınların kente göç ettiklerinde “ev ekonomisinde” kalmaları nedeniyle kayıtlara işsiz olarak geçtiklerini hatırlattı.
“20 yıl sonra gıdayı kim üretecek?”
Panelin sonunda, çoklu krizler çağında dayanışma ve alternatif çözüm yolları tartışıldı. Cem Bico’nun sorduğu “Önümüzdeki 20 yıl içinde gıdayı kim üretecek?” sorusu eşliğinde gıda kolektifleri, üretici pazarları ve agroekoloji (onarıcı tarım) bilincinin küçük üreticilere nasıl aktarılacağı ele alındı. Katılımcılar doğal sorunlara bilimsel ve hak temelli çözümler üretilmesinin zorunluluğunu vurguladı.
Dünya topraklarının yaklaşık üçte biri bozulmuş durumda
Türkiye'de yüzde 3 civarında olması gereken topraktaki organik madde oranı, Türkiye'de yüzde 1'in altında.
Küresel toprak bozulumunun ekonomik maliyeti yılda en az 230 milyar dolar.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 642 milyon ton toprak kaybediliyor ve yüzeyin yüzde 59’u erozyon riski altında.
Yıllık toprak kaybının yaklaşık 150 milyon tonu barajlara taşınıyor.
Türkiye’de yüksek çölleşme riski altındaki alanların oranı yüzde 25,5.
Türkiye, Avrupa’da inşaat nedeniyle en fazla toprak kaybeden ülke konumunda.
Toprak geçirimsiz hale geldiğinde sel riskini artıyor. Toprak sıkışması Türkiye topraklarının yaklaşık 7,1 milyon hektarını etkiliyor.
Türkiye’de sulanan tarım alanlarının yüzde 32,5’i tuzluluk sorunu yaşıyor. Yaklaşık 900 bin hektar tarım toprağı ise asidik özellikte.
Türkiye’de her yıl 2,3 milyon ton gübre, 55 bin ton da pestisit kullanılıyor ve pek çok pestisitte belirlenen üst limitler, AB ülkelerine göre çok yüksek.
Toprak, ormandan daha fazla karbon depoluyor, ancak işlenen topraklar karbon stoklarının yüzde 50–70’ini kaybetmiş durumda. Tarım nedeniyle atmosfere yılda 26 milyon ton karbon salınıyor.
Dünyadaki tarım arazilerinin yüzden 70’ten fazlası, dünyadaki çiftliklerin yüzde 1’i tarafından yönetiliyor.
2012 ile 2023 arasında, en az 2 bin 100 kişi arazi ihtilafları sebebiyle öldürüldü. Bianet

