Türkiye ekonomisine damga vuran enflasyon ve faiz sorunu "erken sanayisizleşme" riskini ortaya çıkardı. Bu durum yüz binlerce insanın işsiz kalmasına ve ülkenin üretim gücünün zayıflamasına neden oluyor
Türkiye iş dünyası bir yandan fon depremi ile sarsılırken diğer yandan sanayide erime tehlikesi ile karşı karşıya.
Türkiye'de son yıllara damga vuran yüksek enflasyon ve faiz sorunu ile değerli TL, üretici sektörlerde "erken sanayisizleşme" riskini ortaya çıkardı.
Ekonomi literatüründe "erken sanayisizleşme", bir ülkenin katma değerli sanayi üretimine dayalı olarak yeterince zenginleşmeden, özellikle imalat sektörünün millî gelir ve istihdamdaki payının azalmaya başlaması olarak tanımlanıyor. Ekonomi dünyasında giderek daha fazla dile getirilen görüşe göre, açıklanan son veriler Türkiye'nin de bu riskle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Türkiye ekonomisi giderek daha fazla finans, konaklama, sağlık ve ulaştırma gibi hizmet sektörlerine kayarken, başta imalat olmak üzere sanayi üretiminin ülke ekonomisine katkısı azalıyor. Bu durum, yüz binlerce insanın işsiz kalmasına ve ülkenin üretim gücünün zayıflamasına neden oluyor.
Yüksek enflasyon ve kredi maliyetlerinin artışı ile sanayiciler yatırım yapmaktan çekinir hâle gelmiş durumda.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2026 ikinci çeyrek büyüme verileri ile Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri'ne göre, üretici sektörlerin millî gelirden aldığı pay son beş yıldır sürekli geriliyor. 2021'de yüzde 25,84 olan toplam sanayi sektörünün millî gelir içindeki payı, 2025 sonu itibariyle yüzde 18,47’ye düştü.
Özellikle sanayi üretiminin belkemiği olan imalat sektöründe üretim kayıpları çok daha ağır oldu. Son beş yılda imalat sanayisinin millî gelir (GSYH) içindeki payı yüzde 22,12'den yüzde 15,58'e kadar düştü. 2026 yılı ikinci çeyrek verilerine göre, toplam hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı ise yüzde 60,94'e yükselerek ilk kez yüzde 60 eşiğini aştı.
"2026 son 10 yılın en kötüsü"
2026'nın son 10 yılda imalat sanayinin en çok zorlandığı sene olduğunu dile getiren Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi ve Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, "Rakamlar bize, yaklaşık üç yıla yayılan dezenflasyon döneminde sanayi sektörünün ciddi bir darboğaza girdiğini gösteriyor" diyor.
Sanayi sektöründe maliyet baskısının en çok ücret artışları ve döviz kuru arasındaki makasın açılmaya devam etmesiyle hissedildiğini ifade eden Prof. Yılmaz'a göre, finansman maliyetlerindeki artış da üretici firmaları çok zorluyor.
Yılmaz, "Gecelik borçlanma faizi Ağustos ortasına kadar yüzde 40'tı, şimdi yüzde 37. Kredi faizleri ise yüzde 50-55 aralığında. Ağustos enflasyonu ise yüzde 31,51. İşletme sermayesini krediyle döndüren bir firmada reel faizin bu kadar yüksek olması, üretim ve stok kararlarını olumsuz etkiler" diyor.
Tüm bu nedenlerle özellikle tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun ihracat sektörlerinde kapasite kullanım oranlarının giderek düştüğünü anlatan Yılmaz, şöyle konuşuyor:
"Kapasite kapatan ve üretimini komşu ülkelere taşıyan firma sayısı artıyor. Bunlar kolay geri dönülebilir kararlar değil. Yıl sonunda ekonominin tamamında yüzde 2,5 ila yüzde 3 arasında bir büyüme oranı tutturulabilir, çünkü büyümeyi taşıyan sanayi değil. Önümüzdeki yılların üretim kapasitesi açısından asıl endişe verici olan bu. İmalatın hem millî gelir hem de istihdam içindeki payı geriliyor. Bunun literatürdeki adı erken sanayisizleşme. Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin imalat payını zirveye taşıdığı kişi başı gelir düzeyine ulaşmadan hizmetlere kayıyor." T24
