Türkiye’de gıda enflasyonu pandemi ve Batı Asya’daki savaşın etkisiyle 2020’den bu yana dalgalı bir seyir izledi. TEPAV verileri fiyat artışlarının hızını ortaya koyarken, Avrupa ile makasın açıldığı görüldü. Hükümet ve kurumların açıklamaları ise dezenflasyon sürecindeki kırılganlığa dikkat çekti.
Türkiye’nin gıda enflasyonu, 2020 yılından bu yana iki büyük şokun etkisi altında şekillendi. Bu şokların ilki pandemi, ikincisi ise Batı Asya’da yaşanan savaş oldu. Her iki süreçte de en belirgin maliyet artışlarından biri gıda kaleminde görüldü.
Pandemi başlangıçta talep kaynaklı bir daralma yaratırken, zamanla işgücü kayıpları ve lojistik sorunların etkisiyle arz yönlü krize dönüştü. Türkiye ekonomisi 2020’nin ikinci çeyreğinde yüzde 10,3 oranında küçüldü. Kurdaki değer kaybı ve küresel emtia fiyatlarındaki artış, 2021’in son çeyreğinden itibaren gıda fiyatlarında hızlı yükselişe yol açtı. Kasım 2022’de gıda enflasyonu yüzde 102,55 ile tarihsel zirvesine ulaştı.
Mart 2026 itibarıyla tablo yeniden değişti. Batı Asya’daki çatışmalar, Hürmüz Boğazı’nda tanker geçişlerini büyük ölçüde aksattı ve küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si risk altına girdi. Petrol vadeli işlemleri yıl başından bu yana yüzde 80 oranında yükseldi.
Bu gelişmelerin gıda üzerindeki etkisi en belirgin şekilde gübre sektöründe hissedildi. Dünya gübre hammaddesinin yaklaşık üçte biri kriz bölgesinden taşınırken, sevkıyatların aksaması üretimi doğrudan etkiledi. Hindistan ve Slovakya’daki bazı tesisler artan doğalgaz maliyetleri nedeniyle üretimi durdurdu. Gübre hammaddesinde yüzde 90 oranında dışa bağımlı olan Türkiye de bu gelişmelerden etkilendi.
1-25 Mart 2026 döneminde aylık gıda enflasyonu TEPAV verilerine göre yüzde 2,90 olurken, yıllık bazda artış yüzde 33,4 seviyesinde ölçüldü.
Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon Şubat 2026 itibarıyla yüzde 1,9 seviyesinde kalırken, gıda, alkol ve tütün grubundaki artış yüzde 2,6 olarak gerçekleşti. Eurostat verilerine göre Türkiye’de gıda enflasyonu Avrupa ortalamasının yaklaşık 12 katı düzeyinde seyrediyor. 2019-2025 döneminde Türkiye’de gıda fiyatları yüzde 790 artarken, aynı dönemde OECD ortalaması yüzde 45,8’de kaldı.
Tek bir aylık asgari ücret uygulaması bulunmayan ve yasal sistemin saatlik asgari ücret üzerinden işlediği Almanya’da, 2026 itibarıyla saatlik asgari ücret 13,90 Euro seviyesinde bulunuyor. Bu tutar üzerinden hesaplanan brüt aylık gelir yaklaşık 2.405 Euro düzeyine karşılık geliyor. Net asgari ücret ise vergi sınıfı ve bireysel koşullara bağlı olarak değişirken, yapılan hesaplamalara göre eyaletler ve bireysel farklılıklar dikkate alındığında ortalama 1.500–1.700 Euro bandında şekilleniyor.
Türkiye'de ise Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun kararıyla 2026 yılında geçerli olan asgari ücret, yüzde 27 artışla 28 bin 75 TL olarak belirlenmişti. TÜRK-İŞ’in Aralık 2025 tarihinde yayımladığı verilere göre açlık sınırı 30 bin 143 TL olarak açıklanmıştı. Böylece 2026 yılında uygulanan asgari ücret daha zamlanmadan açlık sınırının altında kaldı.
Türkiye ve Almanya’da asgari ücretle çalışanların toplam istihdam içindeki payı önemli farklılıklar gösteriyor. Türkiye’de asgari ücret, çalışanların yaklaşık yüzde 40–50’sini kapsarken, bazı hesaplamalarda kayıtdışı istihdamın etkisiyle bu oranın yüzde 50’nin üzerine olduğu tahmin ediliyor. Bu yapı Türkiye'de asgari ücretin birçok kesim için taban ücretten ziyade ortalama ücret seviyesine yakınsadığını göstermekte. Almanya’da ise asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 4–8 bandında bulunurken, düşük ücretli istihdam daha geniş bir kategori oluşturmasına rağmen asgari ücret seviyesinde çalışanlar toplam istihdam içinde sınırlı bir paya sahip.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enerji fiyatlarındaki artışın "Eşel Mobil" sistemiyle dengelendiğini belirterek, sistemin devrede olmaması halinde mazotun 83 TL, benzinin ise 71 TL seviyesine yükselebileceğini ifade etmişti. 30 Mart 2026 itibarıyla yurt genelinde ortalama motorin fiyatı 75,46 TL, benzin fiyatı ise 63,03 TL seviyesinde bulunuyor. Aynı tarihte varil fiyatı 115,03 dolar olan Brent petrolün, krizin sürmesi halinde yüzde 10 artması durumunda, fiyatların Bakan Şimşek’in işaret ettiği seviyelere yükselme riski bulunuyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ise 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 15-21 aralığına yükseltti. Gıda enflasyonu tahmini yüzde 18’den yüzde 19’a çıkarılırken, Mart ayı itibarıyla ana eğilimde yavaşlama beklendiğini ifade etti. Bu gelişmeler, Türkiye’de halihazırda sınırlı bir hızda ilerleyen dezenflasyon sürecinin daha da yavaşlayabileceğine işaret ediyor.
Türkiye ekonomisinin her iki şok döneminde de gıda fiyatları açısından kırılgan bir görünüm sergilediği görülüyor. Kasım 2022’de yüzde 102,55 seviyesine ulaşan gıda enflasyonu, tarihsel zirve olarak kayıtlara geçmişti. Batı Asya’daki gelişmelerin ardından oluşabilecek yeni bir enflasyon dalgası, benzer seviyelerin yeniden görülme ihtimalini gündemde tutuyor.
Ocak 2020’de yüzde 9,04 seviyesinde bulunan gıda enflasyonu, sonraki dönemde hızlı yükselerek Kasım 2022’de zirve yaptıktan sonra düşüş eğilimine girdi. Ancak Şubat 2026 itibarıyla oran yüzde 33,4 ile çift haneli seviyesini 6 yılı aşkın süredir koruyor.
Yaşanan gelişmelerle birlikte Batı Asya’da İran ile ABD arasındaki gerilimin etkisiyle derinleşen petrol ve gübre krizi, Türkiye’de gıda enflasyonunda gözlenen yavaşlamanın sınırlı kalabileceğine ve yeni bir yükseliş riskine işaret ediyor. cumhuriyet
