ANASAYFA arrow right Güncel

Son bir yılda en az 95 çocuk işçi hayatını kaybetti

Son bir yılda en az 95 çocuk işçi hayatını kaybetti
YAYINLAMA: 22 Eylül 2026 / 13.04
GÜNCELLEME: 22 Eylül 2026 / 13.04

En çok çocuk işçi ölümü tarım sektöründe meydana geliyor

Son bir yılda tarım sektöründe 37 çocuk (25 işçi ve 12 çiftçi), sanayi sektöründe 27 çocuk, inşaat sektöründe 18 çocuk ve hizmet sektöründe 13 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Tüm çocuk işçi ölümlerinin yüzde 39’u tarımda meydana geldi. Geçen döneme göre (yüzde 28) oransal olarak tarımda çocuk işçi ölümleri arttı ancak Haziran ayında  son 13 yılı kapsayan çocuk iş cinayetleri raporunda ise bu oran ortalama olarak yüzde 52’ydi. (2013-2014 yıllarında) yüzde 65 civarında olan tarımdaki çocuk işçi ölüm oranı bugün yine ilk sırada olmasına rağmen yüzde 39’a gerilemiş durumda.


İSİG raporunda, “Yüzde 34’ünü yerel kaynaklardan ve bize gelen bildirimlerden öğrendiğimiz kadarıyla 2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Yani bu eğitim-öğretim yılında bir evvelki eğitim-öğretim yılına göre çocuk işçi ölümü yüzde 32 arttı. (2023-2024 eğitim öğretim döneminde 66 çocuk işçi, 2024-2025 eğitim öğretim dönemde ise 72 çocuk işçi hayatını kaybetmişti) Bu durum çocuk işçiliğinin yoksulluk-güvencesizlik ekseninde derinleştiğinin önemli bir göstergesidir.

Bir hatırlatma yapalım. Her ne kadar yasalarımızda belli tanımlamalar olsa da (15-17 yaş genç işçilik) bizler uluslararası tanımı baz alıyoruz. “Çocuk işçi olarak kastettiğimiz yaş grubu 18 yaşını doldurmamış olan çocuklarımız”. (Daha evvel çıkardığımız raporlarda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik.) Bunun yanında resmi bir kurum olmamamızın getirdiği kısıtlardan dolayı ölen çocukların büyük bir çoğunluğunun yaşını ay ve gün olarak tespit etmemiz mümkün değil. Basında yer alan 18 yaşında ölen işçileri “yaşını doldurmuş” olarak kabul ediyoruz. Ancak bazen yaşını doldurmamış olan çocuklar (17 yaş+gün) için de 18 yaşında denebiliyor. Bu yüzden ayrıca 2025 Eylül-2026 Ağustos döneminde 18 yaşında olan 29 işçinin daha hayatını kaybettiğini belirtmeliyiz. Bu işçilerin de bir kısmı “çocuk işçi” tanımlaması içinde yer alabilir…” denildi.

 

Kırlarda ve kentlerde çocuk işçiliği

Raporda açıklanan veriler şöyle:

İş cinayetlerinde kaybettiğimiz çocukların;

• 28’i 5-14 yaş, 67’si 15-17 yaş aralığında…
• 14’ü kız (genç kadın) ve 81’i oğlan (genç erkek)…
• 14’ü mülteci/göçmen (11’i Suriyeli, 2’si Afganistanlı, 1’i Iraklı)…
• 9 ölüm Antalya’da; 6 ölüm Şanlıurfa’da; 5 ölüm Mersin’de; 4’er ölüm Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş ve Kocaeli’nde; 3’er ölüm Ağrı, Ankara, Bursa, Gaziantep ve Manisa’da vd. şehirlerde…
• 37 çocuk tarım; 18 çocuk inşaat; 10 çocuk metal; 7 çocuk ticaret; 5 çocuk konaklama; 3’er çocuk gıda, kimya ve çimento vd… işkollarında çalışırken hayatını kaybetti…

5-14 yaş arasındaki çocuk işçilerin tamamı kayıt dışı, sayıları yüzbinlerce ve büyük çoğunluğu mevsimlik tarım olmak üzere, sokakta, tekstil-gıda-kimya-metal atölyelerinde ve inşaatlarda çalışıyor. 15-17 yaş grubunda ise başat çalışma alanı artık mevsimlik tarım değil şehirler (sanayi-inşaat-hizmet). Bunun temel nedeni devlet eliyle (özellikle MESEM) işçileştirmedir. Diğer bir önemli neden de başta büyükşehirler olmak üzere Türkiye’nin 81 şehrinde OSB’lerin açılması, yaygınlaştırılmasıdır. Yani ucuz işçilik ihtiyacıdır; asgari ücretin altında alan, çoğunlukla sigortasız, uzun-yoğun-aşırı çalışan, sendikasız ve hakkını aramayı bilmeyen bir işçi kitlesi…

Kırlardaki çocukların çalışma biçimleri: Mevsimlik tarım işçiliği ve köylülük
Tarım ve hayvancılık üretimi söz konusu olduğunda çocuk emeği; zorunlu temel eğitimin uygulanabilirliğinin denetlenmediği mezra, kom ve köylerde tarım işçiliği ve çobanlık ile mevsimlik tarım işçiliği için aileleriyle birlikte gelen çocukların kaderiymiş gibi normalleştirilir. Çocuk, okul ve oyun çağından koparıldığı; ya köy geçimlik ekonomisinin gerektirdiği üretimin aile üyeleriyle görülmeye çalışıldığı sistemin ya da hayatta kalmak için mevsimlik (çoğunlukla göçer ailelerin) işçilerin yaşamının eklentisi haline geldiği bir hayatın parçasıdır.

Kırlarda çalışmanın bir biçimi mevsimlik tarım işçisi çocuklardır. Ailesiyle birlikte şehir değiştiren çocuklar göç ettikleri yerlerde tarla, bağ, bahçelerde çalışıyorlar. Öğrenimlerine devam edebilmeleri için gerekli düzenlemeler kâğıt üzerinde kalıyor. Kaldıkları derme çatma barakalar ve çadırlarda en yaşamsal gereksinimler yok. Diğer yandan çalıştıkları alanlara ulaşım traktör kasalarında ve uygun olmayan servislerle yapılıyor. Yani barınma, temizlik (su ve hijyen), ulaşım, eğitim gibi temel olanaklardan yoksunlar ve kayıt dışı çalışma hakim.

Kırlarda çalışmanın diğer biçimi de köylü çocukların çalışmasıdır. Kırsalda geçim kaynaklarının endüstriyel sektörlerdekinin aksine işlenmemiş, ham maddenin elde edilmesi, geçimlik üretim fazlasının oluştuğu hallerde yakın coğrafyada satılarak üretilemeyen maddelerin satın alınabilmesini sağlamaya dönük dar bir ekonomik faaliyetin döngüsü söz konusudur.

Coğrafyanın ulaşım ve erişim koşullarını zorladığı engebeli, sarp, dağınık yerleşim yerlerinde okul devamlılığı, bedensel ve zihinsel gelişme, kişisel becerilerle sosyal uyum davranışlarını kazanma zeminlerinin dışında hayatta kalmaya dönük geçinme derdinin ortasında küçük yaşlardan itibaren çalışan çocuklara dair devletin kamu kaynaklarını sevk etmediği, eğitim-öğrenim hakkını denetlemediği, çocuğun kendini ifade edebileceği eğitsel, sanatsal, fizyolojik faaliyetlere dâhil olamadığı yaşam biçiminin reva görüldüğü bir yoksunluk alanı söz konusu.

Tarım işçisi çocuklar için PR çalışması değil icraat yapın!
Çocuk işçi ölümlerinin kentlerde yoğunlaşmaya başlamasına vurgu yapmamıza rağmen kırsal yoksulluğun bitmediğinin ve derinleşerek devam ettiğinin altını çizelim. ILO, AB Temsilcileri, Almanya Çalışma Bakanlığı Heyetleri tarımda çocuk işçiliğini önleme amacıyla lanse edilen, devlet yetkilileri ve ortak proje yürüttükleri derneklerle kol kola poz verdikleri Karadeniz ziyaretleri basında yer alırken tarımda ölen 37 çocuk görülmüyor. Soruyoruz! Hijyen, yıkanma sorunlarını çözemeyen ve öğle güneşinde 40-50 derece sıcakta çalışmak zorunda bırakıldığı için girdiği derede, su kanalında boğulan Yunus Emre’yi, Ersin’i, Halil’i, Mehmet’i, Zerda’yı, Gülseren’i, Okan’ı, Kudret’i ve serada kaldıkları konteynerde yanan Suriyeli çocukları göremediniz mi? Yem karma makinesine kolunu kaptıran Muhammed’i, tarlada traktörün çarptığı İsa’yı ve biçerdöverin çarptığı Nursefa’yı veya 80 metre yüksekten uçuruma düşen orman işçisi Miraç’ı duymadınız mı? Onlar için ne yaptınız? PR yapmayın! Tarım işçisi çocukları yaşatmak için çalışın!

Kentlerdeki çocukların çalışma biçimleri: MESEM ve meslek liseleri (stajyer, çıraklık), inşaat işçiliği, moto kuryelik ve sokakta çalışma
Kırsal, onlarca yıldır çocuk işçiliğinin kitlesel olarak var olduğu mekân oldu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi hala yoğun bir biçimde kırsalda çocuk işçiliği sürüyor. Ancak bugün için belirleyici husus, çocuk işçiliğin merkezinin artık kentler olmasıdır. Özellikle son on beş yıldır eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, pandemi süreci, 2021’in sonbaharında belirginleşen ve kentsel yoksulluğu yaygınlaştıran ekonomik kriz sonucu çocuk işçilik ve iş cinayetleri büyük bir artış gösterdi. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor. Artık çocuk işçiler her yerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği “görünür” kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman veya suçtan uzak tutmak argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılıyor” ve sömürü ile ölümler maskelenmeye çalışılıyor.

Sanayi sektöründe; merdiven altı işyerlerinde, atölyelerde, eskiden büyük kentlerde iken şimdi Anadolu kentlerinin tamamına yayılan OSB’lerde, metalde, deride, kimyada, ağaçta çalışan kayıtlı ya da kayıt dışı on binlerce çocuk işçi çalışıyor.

İnşaat sektöründe; sıvacı, duvarcı, ortacı gibi çırak ve kalfa adıyla çalışan ama iş yükü bakımından yetişkinlerle aynı şekilde çalışan genellikle ailenin diğer üyeleriyle ya da akrabalarıyla gelen çocuklar var. Ordulu, Samsunlu, Çorumlu, Vanlı, Ağrılı ve göçmen çocuklardan oluşan on binlerce çocuk işçi demek bu.

Hizmet sektöründe; son dönemde özellikle moto kurye olan, AVM’lerdeki her dükkânda, yemek satılan her yerde satışta veya mutfakta çalışan, ayrıca sokakta; ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araba camı silme, atık toplama gibi işlerde çalışan; her şehirde her ana caddede çalışan on binlerce çocuk işçi var.

MESEM: Mesleki eğitim değil, devlet eliyle kitleselleştirilen bedavadan çocuk işçilik
MESEM 2016 yılı sonuna kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindedir. Yani (4+4+4 modeliyle birlikte) eğitim sisteminin içine daha fazla entegre edilmiş ve kitleselleştirilmiş bir çocuk işçilik sisteminden bahsedebiliriz.

MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler doğrultusunda şekillenen MESEM, 2016 yılında örgün eğitim kapsamına alındı. 2020 yılında MESEM programı öğrencileri fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazandılar ve meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazandı. 2021 yılında stajyer ve çırak ücretlerinin patronların sorumluluğundan alınıp İşsizlik Sigortası Fonuna bağlamasının ardından özellikle MESEM’li sayısında kitlesel bir artış yaşandı. (Tam da bu noktada çocuk işçiliğinin diğer yüzünü de hatırlatalım: 2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ile ‘Meslek Lisesi Memleket Meselesi’ şiarıyla öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilmeye başlanması hedefiyle meslek okullarının sayısı artırıldı ve liselerdeki oranı üçte biri geçti.)

MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. Pratikte ise işyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate kadar çıkmakta (haftada ortalama 50-60 saat) ve Bakanın da izin verdiği üzere gece 23.00’a kadar ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir (Yani statüsü ‘öğrenci’ olan ancak bulunduğu yer/zamanın neredeyse tamamı işyerinde ‘işçi’ olarak çalıştığı bir sistem). Çocuklara verilen asgari ücretin üçte biri ila yarısı olan ücret ise (9-14 bin TL) işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır.

Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.

Sonuç olarak genelde maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar. İSİG raporu

 

Yorumlar
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *