SİVAS KATLİAMI UTANCININ 33. YILI
Bundan tam 33 yıl önce, 2 Temmuz 1993'te Türkiye, müthiş bir sosyal travmayla sarsıldı.
16. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Alevi Bektaşi halk ozanı Pir Sultan Abdal'ı anmak amacıyla, Sivas’ta, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri düzenlenmişti. Etkinlikleri düzenleyenler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği , dönemin Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığı idi. Etkinliklerin amacı; halk müziği, şiir, edebiyat ve kültürel mirası yaşatmak, paneller, konserler, söyleşiler ve şiir dinletileri ile gönülleri, beyinleri zenginleştirmekti.
Programın bir bölümü ilk kez Sivas şehir merkezinde, bir bölümü ise Pir Sultan Abdal'ın doğduğu kabul edilen Banaz Köyü'nde yapılacaktı.
Şenliğe katılan yazar, ozan, akademisyen ve sanatçıların arasında Aziz Nesin, Metin Altıok, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Hasret Gültekin ve Muhlis Akarsu gibi isimler de vardı.
O dönemde Salman Rushdie isimli bir yazarın Şeytan Ayetleri kitabının Türkiye'de yayımlanmasına bazı insanlar karşıydı. Hem mezhepsel gerilimler, hem kışkırtıcı propagandalar hem de Aziz Nesin'in bazı örümcek kafalı gericilerce hedefe konması, cahil kalabalığın öfkesini körükledi.
Şenlikler için Sivas'a gelen yazarlar, ozanlar, sanatçılar ve akademisyenler Madımak Otel’de kalıyorlardı. Aşama aşama yükselen öfkeyle halk kontrolden çıktı ve aniden otel ateşe verildi. Yangın çok kısa sürede büyüdü ve içeride bulunan birçok kişi canlı canlı yandı.
Yangında otuzüç katılımcı, iki otel çalışanı ve iki 2 gösterici yaşamını yitirdi. Çok sayıda kişi de dumandan ağır etkilendi, yaralandı.
Canını kurtarmaya çalışan, neden böyle bir vandallığın yaşandığını anlayamamanın şaşkınlığıyla çırpınan aydınlardan kurtulanların anlattıkları o günden bu güne kadar hep utanç, üzüntü ve öfkeyle hatırlandı.
Hayatını kaybedenler arasında 22 yaşında yaşamının baharında olan baglama sanatçısı Hasret Gültekin , yazar ve eleştirmen Asım Bezirci, şair Metin Altıok, halk ozanı Nesimi Çimen, şair ve hekim Behçet Aysan, halk ozanı Muhlis Akarsu gibi birçok aydın, pırıl pırıl beyinler vardı.
Güvenlik önlemleri yetersiz miydi, yoksa bir kasıt mı vardı sorusu hep tartışıldı.
Cehaletin beslediği düşmanlık çok tehlikeliydi ve Türkiye’ye , insanlığa çok pahalıya mal oldu.
Sadece bireysel cehalet değil, nefret söylemini normalleştiren siyasi ve toplumsal iklim de bu olayın en baştaki sorumlusuydu.
2 Temmuz’da hayatlarını kaybeden aydınlarımızın bugün bize söylemek istedikleri mesajlar var diye düşünüyorum.
Yanlış bilgi ve nefret söyleminin çok hızlı yayılması, kimlikler , inançlar, yaşam biçimleri üzerinden toplumun "biz ve onlar" diye ayrıştırılması, farklı görüşteki insanları düşman gibi gösteren dil , bizi asla bir yere götürmüyor.
Dindar ve kindar nesil özlemindekiler, sağlam bir eğitimle sorgulayan bir gençliği yetiştirmek yerine toplumu cahil bırakma çabasına girince bu gibi sonuçlar kaçınılmaz oluyor. Eleştirel düşünme becerilerinin yeterince gelişmemesi, saygı ve demokratik kültürün zayıflaması toplumsal gerilimleri artırıyor.
Aslında hepimiz çözümü biliyoruz: İyi eğitim, hukukun tarafsızlığı, medya okur yazarlığını önemseme ve geliştirme, hakça paylaşılan bir ekonomik düzen, sorgulayan ve dayatmaları kabullenmeyen aydın insanlar nefret ve cehaleti yok etmenin ilk koşulları.
Farklı inanç, mezhep, kültür ve yaşam tarzlarını saygıyla karşılamayı öğrenemeyen insanlar, nefret söylemi ve şiddeti çok hızla büyütüyor.
Etkili ve tarafsız uygulanamayan hukuk, toplumsal olaylarda hızlı ve etkin biçimde hareket edemeyen liyakatsız kamu görevlileri, geçmişte yaşadığımız bu korkunç olayları yeniden yaşatabilir.
Böyle durumlarda aydınlara düşen görev hatalardan ders almak için , geçmişte yaşanan bu tip acı olayları inkâr etmeden, toplumsal hafızayı korumak, kutuplaştıcı değil birleştirici dilin egemen olmasını sağlamak olmalı, çünkü cahil bırakılan bir ulus şiddeti meşrulaştırır. Şiddetin panzehiri ise her zaman eğitimdir.

