KRİPTO VARLIKLARIN HACZİ (2)
Bir önceki yazımızda kripto paraların haczine ilişkin genel bilgiler verilmişti. Daha önceki yazımızın devamı olan yazımızda ise biraz daha detaya girilip satışı ve özellikle gri bölge olan “self-custody cüzdanlar” konusuna değinilecek.
Ülkemizde kripto paraların tespiti, haczi 7518 sayılı Kanun ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa eklenen 35/B ve 35/C maddeleri çerçevesinde oldukça kolaylaşmışsa da icra kanalı satışında hâlen oldukça fazla sorun bulunmaktadır. Özellikle kripto varlıkların değeri yüksek değişkenliğe (volatiliteye) sahip olduğundan dolayı saniyeler içinde ciddi fiyat değişimleri yaşanabilir. Bu nedenle haciz tarihindeki değer, fiili satış tarihindeki değer ve dosyaya aktarılan net nakit tutarı arasında çok büyük fark oluşabilir. Uygulamada hangi tarihin esas alınacağı, satış emrinin nasıl verileceği, platformun kriptoyu doğrudan nakde çevirip çeviremeyeceği, stablecoin ile farklı token’ların aynı şekilde mi değerlendirileceği gibi çok sayıda teknik ve hukukî sorun gündeme gelmektedir. Dolayısıyla kripto varlık haczi, salt “blokeyi koyduk, dosya kapandı” türünden basit bir işlem değildir.
Bunun yanında diğer bir kırılma nokta, “self-custody” cüzdanlardır. Kripto varlık haczi denildiğinde en kritik ayrım, merkezi platformda tutulan varlıklarla, borçlunun kendi özel anahtarıyla kontrol ettiği cüzdanlarda tutulan varlıklar arasındadır. Self-custody olarak ifade edilen bu modelde, kullanıcı özel anahtarı kendisi tutar. Çoğu durumda arada emir verilebilecek, blokaj uygulanabilecek, haciz müzekkeresi yazılabilecek bir üçüncü kişi bulunmaz. Bu sebeple hukukî sorun, çoğunlukla haczedilebilirlikten ziyade infaz kabiliyetinden kaynaklanır.
Borçlunun kendi cüzdanındaki kripto varlık, teorik olarak onun malvarlığına dahildir ve ekonomik bir değeri vardır. Dolayısıyla ilke olarak haczin konusu olabilecek bir değer mevcuttur. Kanunen haczinde bir sorun yoktur. Ancak pratikte öncelikle ilgili cüzdan adresinin gerçekten borçluya ait olduğunu ispatlamak gerekir. Kripto transferleri zincir üzerinde görülebilir olsa da bu adreslerin gerçek kişiyle eşleştirilmesi her zaman kolay değildir. İkinci olarak, cüzdanda duran varlığa teknik olarak erişim özel anahtara bağlıdır. Bu anahtar olmadan varlık üzerinde fiili tasarruf sağlanamaz. Üçüncü olarak, borçlu tehdit anında varlığı çok hızlı şekilde başka cüzdanlara aktarabilir. Bu nedenlerle self-custody cüzdanlar bakımından sorun, hukuk normunun yetersizliğinden çok teknik olarak infaz ve ispat güçlüğüdür.
Nitekim 2024 sonrası düzenlemelerde de müşterilerin kripto varlıklarını esasen kendi cüzdanlarında tutmalarının asıl olduğu, saklama hizmetinin ise bunun istisnası olarak organize edildiği görülmektedir. Bu durum, sistemin doğasında self-custody seçeneğinin varlığını kabul eder; ancak aynı zamanda bu alanın icra hukuku bakımından daha zor yönetileceğini de gösterir.
Bir sonraki yazımızda da aynı konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz (İA)…
