En İyi Hayat Gerçekleşmeyi Bekliyor
Hepimizin içinden geçen, entrikası, kahramanları olmayan sade bir hayata erişmek değil mi?
Kendi özgün zihnimiz ve bağımsız duygularımızla önceyi, şimdiyi ve sonrayı özgürce gezinmemize fırsat verseler, belki de hayatı daha ilham verici hâle getirebileceğiz.
Goethe, Faust ile anlam arayışını insanlığın hafızasına kazıdı. Louis Pasteur, kuduz aşısıyla milyonlarca hayatın kurtulmasına katkıda bulundu. Alexander Fleming, tıp tarihinde enfeksiyon hastalıklarına karşı bir devrimin önünü açtı. Sümerlerde özgürlük kavramını ilk kez taşa kazıyanlar, ilk barış metinlerini imzalayanlar, adalet ve eşitlik diyenler...
İnsanlık tarihini asıl biçimlendiren ve kalıcılığını koruyan değerleri yaratanlar işte bunlardır.
Silahla askerî zaferlerini çoğaltanlar, sınırlarını genişletip başkalarına hükmedenler ve halkları yerinden yurdundan edenler, gerçekte hiçbir zaman yaşamın amacına hizmet etmediler.
Hiçbir çağ kaostan ve tehlikeden muaf olmadı; çünkü insanın olduğu her yerde engeller, çöküşler ve krizler de doğar.
Son yüzyılların icatları ve teknolojik ilerlemeleri ise egemen güçlere zihinler üzerinde tahakküm kurma imkânı vermiş görünüyor. İnsan hayatı artık yalnızca maddi bir değer üzerinden tanımlanıyor.
Yeryüzünün üretim araçları ve toplumsal ilişkiler, her şeye hükmeden “o sarsılmaz denilen güçlerin” belirlediği sabit amaçlar doğrultusunda biçimlendiriliyor. İnsanlık, başkasına hükmetmeyi ve ötekini boyunduruk altına almayı tasarlarken aslında kendi çöküşünü, yani kendi hiçliğini hazırlıyor.
Her şeye rağmen yanıt aramaktan ve sorgulamaktan vazgeçmiyoruz. Kendimize sorduğumuz sorular her yerde yankılanıyor. İktidarlar, sistemler, kurumlar, sanat ve edebiyat... Eninde sonunda hayatın hakikatiyle ve onu bir bütün hâlinde var eden bağlarla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Bu yüzdendir ki en katı, en totaliter ve en karanlık çağlarda bile aydınlık, etik ve doğruluk her türlü baskıya rağmen ayakta kalmayı başardı.
Diğer taraftan toplumlar, kendilerini en çok tehlikede hissettikleri anlarda mutluluğa, neşeye, coşkuya ve yaşama sevincine ihtiyaç duydular.
Marshall Berman’ın vurguladığı gibi: Büyük tehlike her zaman, her yerdedir; her an başa gelebilir ve herkeste derin yaralar açabilir… Buna rağmen hakiki düşlerin ve hayatla kurulan gerçek umutların dokusuna gem vurulamaz.
Geleneğin uysal köleliğine razı mı olacağız, yoksa geleceğin ışıltılı ümidine bağlanmak için zihnimizin ve kalbimizin raflarına özgürlüğü mü dizeceğiz?
İster inanalım ister inanmayalım, hayat mutlaka iyiye, doğruya ve güzele evrilmek zorunda.
Çünkü katı olan her şey kırılganlaşır ve ilk güçlü darbede tuzla buz olur. Esnek ve yumuşak kalabilen ise kalıcılığını korur. Yararlı ve doğru olan, insanlığın ortak değeri hâline gelerek yoluna devam eder.
Büyük kalabalıkların çok sesli, rengârenk şarkılarını gece gündüz söylemek istiyorsak yollarımıza ateşten düşünceler döşemekten çekinmeyeceğiz.
Modern dünyada kimse tehlikenin tamamen dışında değildir, olamaz da. Hiçbir kedere gözlerimizi tamamen kapayamayız. Belki hepimizin payına bir miktar hüzün düşecek. Öncelikle yaşadığımız hayatı yanlışıyla, doğrusuyla anlamaya çalışmalıyız. Sonra bizi kucaklamayı bekleyen büyük çıkış yollarının varlığını kendimize hatırlatmalıyız.
İyi, doğru, güzel ve onarıcı bir dünya olasılığı için emek vermeden hiçbir tehlikeyi bertaraf edemeyiz. Yerkürenin her köşesinde benzer mücadeleleri veren insanlarla ortaklaştıkça hayatla bağlarımız yeniden canlanacaktır.
Bize değen gün ışığı bazen duraksayabilir. Bazen de yanılabiliriz. Ama hayatımızdaki en önemli olaylar belki de gerçekleşmeyi bekliyor.
Dünya, güce tapanların ya da güçlülerin safında duranların değil, kalbi sevgi ve iyimserlikle atanların sayesinde düzlüğe çıkacaktır.
Yararlanılan Kaynaklar ve alıntılamalar:
Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor-Marshall Berman
Ateşten Düşünceler, bir Nietzsche portresi-Edward J. O’Brien
