Fon Krizindeki Cezai Sorumluluk ve Kavram Kargaşası (I)
Ülkemizdeki fon krizine ilişkin son zamanlarda çokça sorular almam ve kime ne ceza verilecek, bir kısım kişilere yaptırımlar var ama bazılarına dokunulmuyor gibi sorular üzerine konunun cezai boyutunu anlatma gereği hasıl olmuştur.
Bir yatırım fonunun değer kaybetmesi, yatırımcıların paylarını zamanında nakde çevirememesi ya da fon varlıklarına ilişkin ciddi soru işaretlerinin ortaya çıkması kamuoyunun da tercih ettiği ifade ile “fon krizi” olarak anılabilir. Ancak bu ifade tek başına belirli bir hukukî ihlali veya suçu göstermez. Krizin nedeni, piyasa koşulları, likidite sorunu, hatalı risk yönetimi, mevzuata aykırı işlem ya da fon varlıklarının kötüye kullanılması ile birlikte değerlendirilerek ortada bir suçun olup olmadığı saptanır.
Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında fonun zarar etmesi veya yatırımcının parasını kaybetmesi, kendi başına suçun kanıtı değildir. Önemli olan, hangi işlemin kim tarafından, hangi bilgi ve yetkiyle, hangi amaçla yapıldığı ve kanunun aradığı unsurların oluşup oluşmadığıdır.
Yatırım fonları, kendi başlarına tüzel kişiliği bulunmayan malvarlıklarıdır. Fon varlıklarının yönetimi, saklanması, değerlemesi ve yatırımcılara bilgi verilmesi farklı kuruluşların ve kişilerin görev alanlarına girebilir. Bu nedenle bir kriz incelenirken yalnızca fonun adı veya yönetici kuruluşun unvanı değil portföy yönetim şirketinin, saklayıcının, değerleme ve denetim süreçlerinde görev alanların ve ilgili yöneticilerin somut rolü de dikkate alınmalıdır.
Bu görevlerden birini üstlenmiş olmak, cezai sorumluluğu kendiliğinden doğurmaz. Ceza sorumluluğu kişiseldir. Yönetim kurulunda bulunmak, imza yetkisine sahip olmak veya bir kurumda çalışmak tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Kişinin eylemi, bilgisi, karar sürecindeki etkisi ve suçun kanunî unsurlarına katkısı ayrı ayrı incelenmelidir.
Bilgi suistimali başlıklı SPKn 106 maddesinde, kamuya açıklanmamış ve yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgiye dayanarak sermaye piyasası araçlarında işlem yapılması ve bu yolla menfaat sağlanmasına ilişkin bilgi suistimalini düzenler. Suçun oluşması için yalnızca kişinin önemli bir bilgiye erişmiş olması değil kanundaki işlem ve menfaat koşullarının da gerçekleşmesi gerekir. Maddede öngörülen yaptırım, üç yıldan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Adli para cezasına hükmedilmesi hâlinde verilecek ceza, elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.
Dolandırıcılık başlıklı SPKn 107/1 maddesi sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenlere, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası verileceğini düzenlemiştir.
Bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığında da normal dolandırıcılıkla aynı ceza olan üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası SPKn.107/2 öngörülmüştür. Maddeye göre sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan ve bu suretle menfaat sağlayanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.
Usulsüz halka arz ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti ise SPKn 109 maddesinde kaleme alınmıştır. Maddenin ilk fıkrasına göre onaylı izahname yayımlama yükümlülüğünü yerine getirmeksizin sermaye piyasası araçlarını halka arz edenler ya da onaylı ihraç belgesi olmaksızın sermaye piyasası araçlarını satanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. İkinci fıkraya göre ise Sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette bulunanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Bu kişiler, bu suçun icrası kapsamında aynı zamanda birinci fıkrada tanımlanan suçu da işledikleri takdirde, sadece bu fıkrada tanımlanan suçtan dolayı cezaya hükmedilir ve ceza yarı oranında artırılır.
(Bir sonraki yazımızda konuya devam edilecektir)
