“Türkiye, kadın taciri bir devlet”

YAYINLAMA: 01 Ocak 1970 / 04.00 | GÜNCELLEME: 01 Ocak 1970 / 04.00

Vallahi, başlığı okuyunca ben de önce bir şaşırdım.

Ancak, bu yıl Ahmet Altan’la birlikte Hrant Dink ödülünü alan, Meksika’nın en başarılı gazetecisi Lydia Cacho’nun Türkiye’deki araştırmalarına dayanan gözlemlerini okuyunca, bunun çok yerinde bir tespit olduğunu kabul ettim.

Çünkü” diyor Lydia, “Hükümet genelevleri kontrol ediyor.”

                                                                                           ***

Lydia Cacho,  bu tespitini çok somut bir örneğe dayandırıyor.

Mesela genç bir Moldovalı ile genç bir Sırp kadının hikayesini dinlemiş.

Her ikisi de yaşlılara bakmak için gelmişler İstanbul’a. Ülkelerinde de faaliyet gösteren bir insan kaynakları firması tarafından işe alınmışlar. Buraya yasal belge ve vize ile gelmişler.  Fakat gelince tüm belgeleri ellerinden alınmış. “Bu işi kaybettiniz” denmiş ve masrafları karşılamak için hayat kadını olarak çalışmaları istenmiş. Cinsel olarak istismar edilmişler. Ve bu kadınların tüm müşterileri- devletin konrolündeki bir genelevde değil özel evlerdelerdi- siyasetçiler, işadamları, yurtdışından gelen ve turizm firmalarıyla anlaşmalar yapan yabancı işadamlarıymış. Hepsi çok parası ve iktidarı olan insanlarmış. İki kadın da çok güzel ve gençti. İkisi de 21 yaşın altındaydı. Bu kadınlar altı ay sömürüldükten sonra ve yavaş yavaş isyan etmeye başlayınca tüm bu ticaretin döndüğü eve polis gelmiş. Kadınlar kapıyı açtıklarında polis şeflerinden birinin müşterileri olduğunu farketmişler. Sınır dışı edilirken de ellerinde ne varsa el koymuşlar.”

                                                                                         ***

İşte böyle anlatıyor Cacho.  Ve insan bunu okuduğunda Türkiye’de bunun kaç yüz tane daha örneği yaşanıyor acaba diye düşünüp, kahroluyor.

Ülkesinde yaptığı araştırma sayesinde çocuk pornografisi ve ticareti yapan bir çetenin çökertilmesi ve çete liderinin 112 yıl hapis cezasına çarptırılmasını sağlayan, bu yüzden ölüm tehditleri alıp, hapiste yatan Lydia Cacho’nun, Türkiye’deki kadın ve çocuk istismarı ile ilgili çarpıcı ve önemli tespitleri var.

Türkiye’de ailede kadına yönelik şiddet Meksika’daki gibi teşhir edilmiyor. Töre cinayetleri konusunda da inanılmaz büyük bir riyakarlık söz konusu. Bunlardan çok istisnai, tesadüfi vakalarmış gibi söz edliliyor. Ama Türkiye’de töre cinayetleri kadına yönelik şiddetin en son belirtisi. Türk devleti geleneksel diye tabir ettikleri, erkeğin aile reisi olduğu ve kadınların itaat ettiği aile düzenini korumakta ısrarcı.”

                                                                                             ***

Önceki gün Gaziantep’te bulunan yabancı konuğumuza rehberlik edilmesi için Kültür Müdürlüğü’nden yardım istedim. Beni arayan orada görevli bir dostumuz, “Ben bugün İstanbul’dan gelen gazetecileri gezdiriyorum” dedi. “Neden gelmişler” diye sordum. Bir cep telefonu operatörünün açılışı için geldiklerini söyledi.

Hem açılış, hem bol keseden yeme içme, hem de gezme. Tabi bu açılışı haber yapmaları lazım, yoksa o cep telefonu operatörü, gazetelerine milyarlık ilanları vermez. İşte bu yüzden de İstanbul gazetelerinin önceliği Türkiye’nin çok büyük sorunları değil, ilan ve reklam verenlerin pohpohlanmasıdır.

Bunu niye anlattım? Çünkü, Meksikalı aktivist-gazeteci Cacho, İstanbul’daki gazetecilerin neden kadın ve çocuk istismarı konusunu araştırmamalarına çok şaşırmış.

Bu benim için çok büyük bir sürpriz oldu” diyor.

                                                                                                ***

İstanbul’daki gazetecilerin, ülkenin bu kadar önemli ve hayati sosyal sorununu araştırmamasını, “İktidarın gizliliği sürdürmek için oluşturduğu çok güçlü bir şebekesi olduğu izlenimini edindim” diye değerlendiren Cacho, “Diğer yandan, gazetedeki editörler arasında da çok fazla maçizm olduğunu düşünüyorum ve bana öyle geliyor ki bazı editörler fuhuş konusunun normal bir şey olduğuna karar veriyor. Bunu bir suç olarak görmezsen araştırmazsın” tespitini yapıyor.

Cacho, Türkiye’de görüştüğü çok sayıda aktivistten çocuklara yönelik çok sayıda istismar vakası olduğunu öğrendiğini vurgularken, bu konuda gazetecilerin çok kapsamlı bir araştırma yapabileceğinin altını çiziyor.

                                                                                                 ***

Gencecik bir kadın gazetecinin Türkiye ile ilgili bu kadar gerçekçi tespitler yapabilmesi, kuşkusuz bu konudaki ciddi araştırma ve çalışmaların bir sonucu. 

İnsan okuyunca Meksika nereee, Türkiye nere diye düşünecek oluyor ama, mesele mesafade değil ki!

Mesele; hem devletin kadın ve çocuk istismarı konusundaki zihniyetinde hem de basının üç kuruşluk menfaati için, Türkiye’nin sorunlarına bu kadar sorumsuzca duyarsız kalarak, gazetecilik yaptığını iddia etmesinde.

 

 

 

 

 

 

 

“Türkiye, kadın taciri bir devlet”