Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 3 yıllık görev süresini değerlendirdi
Şube Başkanı Ömer Parlakçı, ‘’Ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve dayatmacı politika ve uygulamalar, eğitim sisteminde ağır tahribatlar yarattı. Bugün okullarımızda derinleşen eşitsizlikler, artan dinselleştirme uygulamaları, öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılması, müfredatın bilimsel içeriğinin zayıflatılması, kamusal eğitimin piyasa ve vakıf-cemaat ilişkilerine açılması bu dönemin en somut sonuçları’’ dedi.
Özel okul sayısında 419 okul artış yaşandı
Bakan Tekin döneminde kamusal eğitimin güçlendirilmesi yerine özel öğretimin alanının genişlemeye devam ettiğini vurgulayan Parlakçı, ‘’MEB verilerine göre 2022-2023 eğitim öğretim yılı sonunda özel okul sayısı 14 bin 281 iken, 2023-2024’te bu sayı yine 14 bin 281 olarak korunmuş; 2024-2025 eğitim öğretim yılında ise 14 bin 700’e yükseldi. Böylece sadece son açıklanan resmi veriye göre özel okul sayısında 419 okul artış yaşandı. Bu artış, devlet okullarında kalabalık sınıflar, ikili eğitim, fiziki yetersizlikler, temizlik ve beslenme sorunları sürerken; eğitim hakkının kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp piyasa koşullarına terk edildiğinin somut göstergelerinden biri’’ değerlendirmesini yaptı.
Laiklik ilkesi sistemli biçimde aşındırıldı
Yusuf Tekin’in Bakanlık koltuğunda geçirdiği üç yıl boyunca, eğitim sisteminin kamusal niteliğinin zayıflatıldığı, laiklik ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığı, bilimsel eğitim anlayışının ise dinselleştirme, piyasalaştırma ve merkeziyetçi dayatmalarla kuşatıldığı bir dönem olduğuna dikkat çeken Parlakçı, ‘’Tarikat ve cemaat yapılarıyla yapılan kurumsal protokollerin savunulması, karma eğitim ilkesinin hedef alınması ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında müfredatın ideolojik bir çerçeveye sıkıştırılması, eğitimin çocukların üstün yararını temel alan bir kamusal hak olmaktan çıkarılarak siyasal-ideolojik bir nesil yetiştirme projesine dönüştürülmek istendiğini açıkça gösteriyor’’ açıklamasını yaptı.
Parlakçı, ‘’Bakan Tekin’in görev süresi boyunca eğitim sistemine yönelik en tehlikeli uygulamalardan biri ise eğitim sendikalarının, akademisyenlerin, bilim insanlarının, velilerin ve eğitim emekçilerinin görüşü alınmadan; pilot uygulama yapılmadan hayata geçirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli oldu. Yeni müfredatla eğitimin içeriği boşaltılmış, “sadeleşme” adı altında evrim teorisinden rasyonel düşünceye, bilimsel yöntemden eleştirel akla kadar pek çok temel başlık ya zayıflatılmış ya da müfredatın dışına itildi’’ dedi.
Eğitim emekçileri için yoğun angarya,
belirsizlik ve baskı anlamına geliyor
Türkiye yüzyılı maarif modelini eleştiren Parlakçı, “Tek tip nesil” yetiştirme hedefiyle hazırlanan bu model, evrensel değerlerin, çocuk haklarının, demokrasi kültürünün ve bilimsel eğitimin yerine dini ve milli referansları merkeze alan bir anlayışı koymaktadır. Bu yönüyle Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, nitelikli eğitim hakkına vurulmuş ağır bir darbe olduğu kadar, eğitim emekçileri açısından da yoğun angarya, belirsizlik ve baskı anlamına geliyor’’ şeklinde konuştu. Haber Merkezi
