Tarihin Tekerleği İleriye ve İyiye Doğru Döner…

YAYINLAMA: 06 Mayıs 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 05 Mayıs 2026 / 15.25

Zamanın, sana ya da bana göre kendini ayarladığı nerede görülmüş ki?

Hayat bir araba değil ki; direksiyona geçip “biraz yavaş”, “yok, vazgeçtim hızlan” diyerek yön verelim. Tarihsel bir bakışla düşündüğümüzde, hayatın “ben hiçmişim” dediği ya da kendini yok saydığını ispatlayan hiçbir yazılı, sözlü hatta mistik kaynak yoktur.

Dünya kendini kimsenin ayakları altına sermez.

Belki de Friedrich Nietzsche’nin “geriye değil, ileriye bakın” çağrısı tam olarak bunu anlatıyordu. Ona göre kurtuluşu geçmişte arayanlar, aslında prangalarından kurtulamayanlardır. Kendi değerlerini yaratmaktan kaçınan, yaşamın coşkusunu çağırmayan insan, edilgenliğe hapsolur.

Tarihin daha ileri bir aşamaya evrileceğini savunanların başında ise Karl Marx gelir. Marx’a göre toplumlar da bireyler gibi daha ileri bir düzeye taşınır. Bu yüzden köleleşmiş düzenlerin yeniden önümüze sürülmesi, gelişimin doğasına aykırıdır. Hem Nietzsche hem de Marx, farklı yollarla da olsa, geçmişe saplanıp kalmanın insanı ve toplumu gerilettiğini vurgular.

Geçmişte kalmış potansiyellerle bugünü kurmaya çalışmak, ilerlemeye vurulmuş görünmez bir zincirdir. Nietzsche’nin ifadesiyle, eskiyle avunmak insanı köle ahlakına hapseder. Oysa insan, ancak kendini aşarak ve yeniden yaratarak ilerleyebilir.

Belki de geçmişe tapınmayı ve hayalperestliğimizi daha somut bir zeminde tartışmak gerekir. Yeryüzündeki ayrışmalar, bölünmeler ve parçalanmışlık; ırk, cinsiyet ve kimlik üzerinden üretilen şiddet… Bunların hepsi, tarihsel bağlamlardan kopup bugüne taşınan ağır miraslar değil mi? Hâlâ kalbimize isabet eden, “şanlı” diye anlatılan geçmişlerin içinden gelen eşitsizlik, baskı ve sömürü değil mi?

Yüzleşmek istemesek de kökenlerimiz; dikenli, zincirli halkalar gibi zihnimize, duygularımıza ve irademize geçirilmiş durumda. Ve bu yük, insanlığı hâlâ acıtmaya devam ediyor.

Belki de özgürleşmenin ilk adımı; kimliğimizle böbürlenmeyi, inancımızla ve ırkımızla övünmeyi, cinsiyetimizi üstün görmeyi terk etmekten geçiyor. Ancak o zaman insan, kendini yeniden kurabilir; tarihsel esaretinden sıyrılarak daha ileri bir varoluş düzeyine ulaşabilir.

Belki de insan hâlâ “insanlaşma” yolundadır. Bu yol; yenilgilerle, yıkılmalarla ama aynı zamanda öğrenmelerle örülür. Mesele hata yapmamak değil; aynı hatalara yeniden düşmemektir. Geçmişin yenilmiş düşüncelerine tutunmak yerine, yeni bir bilinçle ilerlemek insanı öz gücüne yaklaştırır.

Çünkü insan, önce kendisine dikte edilen “kendinden” kurtulabilmelidir. Sevebilmenin, anlayabilmenin ve birlikte bir hayat kurabilmenin yolu; susmak ve değişime direnmekten geçmez. Aksine, değişimi göze almak ve onu kendi içinde başlatmak gerekir.

Elbette sorgulamak, anlamak ve sorumluluk almak insanı anlamlı kılar. Cesaretini yitirmeden öğrenen, iradesini keşfeden ve yaşadıklarının bilincine varan insan; hem acıyı hem de sevinci aynı anda taşıyabilir.

Hayat nazik ve narindir; ama yanlış yerden tutulduğunda sertleşir. Onu küçümseyen, öfkeyle karşılayan, çoğu zaman kendi çaresizliğini ağırlaştırır.

Büyük zorluklardan büyük sabahlar doğar. Bunu kavrayan insan, kendi acısına bile gülümsemeyi öğrenir.

Ve bütün bunlara rağmen-insan eliyle çiğnenen insanlığa rağmen-umut yine de tomurcuk vermeye devam eder.

Çünkü her uzun ve soğuk kışın ardından, bahar mutlaka geri döner.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Böyle Buyurdu Zerdüşt-F. Nietzsche

Dergi Park-Kapitalizmin Sonu

Dergi Park-Filolog Nietzsche’nin Felsefesi

Ekşi Sözlük-Tarihin Tekerliği İleriye ve İyiye Doğru Döner

Tarihin Tekerleği İleriye ve İyiye Doğru Döner…
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *