JAPONLARIN KÖPEK BALIĞI ÖYKÜSÜ
Gaziantep’te ağırladığımız bir Japon grupla kültürlerimiz hakkında konuşuyorduk. Japonların tüm dünyayı hayran bırakan ahlaki değerlerine bağlılıklarını nasıl sürdürülebilir ve canlı tuttuklarını merak ettik. Grup liderinin anlattığı öyküyü size yorumsuz aktarıyorum:
“Japon mutfağında balığın çok özel bir yeri vardır. Bir Türk için ekmek ne kadar vazgeçilmezse, bir Japon için de balık öyledir.
Japonya’da insanlar taze balığı çok sever. Yıllar önce, Japon halkının bu yoğun tüketimi yüzünden, adanın kıyılarında balık zamanla azalmaya başlayınca balıkçı tekneleri daha uzak denizlere açılmak zorunda kalmışlar. Kısa bir zaman sonra tekneler ne kadar uzağa giderlerse, getirdikleri balıkların limana dönene kadar o kadar bayatladığını fark etmişler.
Balıkçı şirketleri bu sorunu çözmek için teknelere büyük dondurucular koyma kararı almış ve hemen uygulamış. Balıkları yakalayıp dondurmuşlar ve limana getirmişler. Bu kez de Japon halkı taze balığın tadını iyi bildiği için dondurulmuş balıkları hiç sevmemiş.
Balıkçılar bir toplantı yapıp çözüm aramışlar ve teknelere balık tankları yerleştirme kararı alıp uygulamaya koymuşlar. Balıklar canlı olarak tanklarda gelmeye başlamış. Fakat tanklar küçük olduğu için balıklar bir süre sonra hareket etmeyi bırakıyor, halsizleşiyor ve yine taze lezzetli tadını kaybediyormuş.
Sonunda balıkçılardan biri bir öneriyle gelmiş. Her balık tankına bir köpek balığı koymak diğer balıkları hareketlendirecekmiş. Hemen uygulama başlamış. Gerçekten de tanktaki köpek balığı bazı balıkları yese de çoğu balık av olmamak için sürekli hareket edip kaçmak zorunda kalıyormuş.
Balıklar kaçıyorlar, yüzüyorlar, canlı kalıyorlarmış. Böylece limana vardıklarında hâlâ taze ve diri oluyorlarmış.”
Öykünün sonunda Japon grup lideri sözlerini şöyle bitirdi:
Hayatta bazen bizi zorlayan, rahatsız eden “köpek balıkları” olur.
Ama çoğu zaman bizi uyanık, güçlü tutan ve geliştiren şey de tam olarak o zorluklardır.
Eğer hayatımızda hiç zorluk olmazsa, yavaşlarız, rahatlarız ve potansiyelimizi kullanmayız.
Bazen bizi ileri götüren şey tam da o küçük “köpek balığıdır.”
Japon kültüründe disiplin, sorumluluk ve görev bilinci çok güçlü.
Okuldan iş hayatına kadar insanlar sürekli kendilerini geliştirmeye teşvik ediliyor.
Bu, köpek balığının balıkları hareket ettirmesi gibi, bireyleri rahatlığa kapılmadan değerlerine bağlı kalmaya zorluyor.
Japon toplumunda, aynı Anadolu’da olduğu gibi, bireyin davranışı, sadece kendisini değil, ailesini ve toplumunu da temsil ediyor.
Bu nedenle insanlar başkalarını rahatsız etmemeye, sözlerini tutmaya, dürüst olmaya çok dikkat ediyorlar. Bu güçlü sosyal normlar adeta bir “köpek balığı” gibi toplumu etik olarak uyanık tutuyor.
Bizim bozulmamış, geleneklerine bağlı Anadolu’muzun bazı bölgeleri gibi, Japonya’da gelenekler sadece geçmişin anıları değil, günlük yaşamın parçası. Saygı ritüelleri, törenleri, aileye olan düşkünlükleri, zorluk karşısında sabretme ama çare arama gibi değerler canlı tutuluyor.
Japonların köpek balığı öyküsü, bir toplumun canlı kalması için bazen insanların rahatlarını bozma pahasına fedakarlık yapmalarını öngörüyor.
Değerler, rahatlık içinde bırakıldığında zamanla zayıflıyor. Ama disiplin, sorumluluk duygusu ve sürekli gelişim kültürü onları canlı tutuyor. Bu görünmez “köpek balığı” insanı rahatlıktan çıkaran, değerleri koruyan ve yaşatan davranışları ifade ediyor.
İnsanlar adaleti korumayı önemsediklerinde, kendisinden daha az şanslı topluluklara hizmet etmek gerektiğini düşündüklerinde, aileleri, ait oldukları topluluk için sorumluluk hissettiklerinde daha disiplinli oluyorlar.
Her iyi insanın özünde var olan “doğru olanı yapma” dürtüsü de küçük köpek balığımız oluyor.
Benim köpek balıklarım vizyon ve keşfetme arzum, öncü olma cesaretim.
Bölgemdeki turistik ve kültürel potansiyeli görerek, buranın kültürünü, tarihini ve değerlerini dünyaya göstermek, bölgemde herkese fayda sağlayacak bir sektör yaratma ve buna öncülük etme arzusu beni sürekli canlı tutan güç oldu.
Turizmin sadece bir iş olmadığına, aynı zamanda kültürel köprü kurmanın bir yolu olduğuna yürekten inanmıştım ve zaman beni haklı çıkardı. Bölgemin ekonomisine ve tanınırlığına katkı sağlama isteği beni sürekli motive etti.
Ulu önder Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” hedefine turizmin gücünü devreye sokarak ulaşma cabası benim köpek balığım.
Hepimizin köpek balıklarımızı canlı tutması ve yaşadığımız ülkeye hak ettiği katkıyı sağlaması umuduyla mutlu bayramlar diliyorum.

