Nerede Boşluk Varsa Oraya Karanlık Dolar

YAYINLAMA: 19 Mayıs 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 18 Mayıs 2026 / 17.26

Bizlere ilgi, yetenek ve birikimimizin dışında görevler yüklendiğinde kendimizi çoğu zaman özel ya da önemli hissederiz. Hatta başa çıkamayacağımız sorumlulukları bile tek başına üstlenebilecek biri olarak görülme isteğiyle, “görevden kaçılmaz” düşüncesinin başına geçeriz.

Oysa “görev” dediğimiz şey; ahlakla, gelenekle ya da kurallarla başkaları tarafından tanımlanmıyor mu? İnsana sürekli “görevin bu” denildiğinde, bireyin özü, farkındalığı ve kendine ait sesi zamanla tahrip oluyor. Jean-Paul Sartre toplumsal görevleri ve ahlaki zorunlulukları “kötü inanç” olarak tanımlar. Çünkü bireyin mutlak özgürlüğü, kendi varoluşunu keşfetmesi ve eylemlerini kendi iradesiyle yaratabilmesidir.

Hepimize, hatta her birimize; cinsiyetimize, kimliğimize, ırkımıza ya da yaşadığımız coğrafyaya göre tanımlanmış görevler yükleniyor. Bu görevlerin hayatımıza nasıl bir katkı sunduğunu, yarınımızda neyi büyüttüğünü ise çoğu zaman pek irdelemeyiz.

Yanıt vermemiz beklenen duygular, duyarlılık göstermemiz istenen meseleler bile çoğunlukla bizim tercihimiz olmuyor. Koşulsuz çalışmayı, itaat etmeyi, her koşulda saygılı kalmayı, itiraz etmemeyi ve durmadan elimizdekilerle yetinmeyi öğreniyoruz.

Öğretilene odaklandıkça düşünmeyi ve anlamayı erteliyoruz. Oysa düşünen insan, diğer canlılardan ayrılan yönünü ortaya koymuyor muydu? Hayallerin, ütopyaların ve yaşama arzusunun ortaya çıkışı özgür düşünmeyle doğrudan bağlantılı değil mi? René Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü de insana, hayatı anlamlandırmanın kapısını aralatmıyor mu?

Çoğu kez “bu benim görevim” dediğimiz şeyler ya da “hislerim beni yanıltmaz” diye savunduğumuz duygular bile, titizlikle kurulmuş büyük tuzaklarla şekilleniyor.

Ağzımızda bize ait olmayan birçok söz dolaşıyor. Derdimizi, eksikliğimizi ve yoksunluğumuzu bize verilen görevler adına ters yüz ediyoruz. Her kayboluşta acıyı okşuyoruz. Böylece sevmeyi tam anlamıyla öğrenemiyoruz; aşkın ucuna dokunmayı ise çoktan erteliyoruz.

Duvara güneş çizen, köy sularında kalbini yıkayan çocukları yorulan benliğimiz artık algılamıyor. Çünkü kalbimizin ve zihnimizin gördüğü dünya çoğu zaman bize ait değil. Kaidelerle, kurallarla bildirilmiş ve boynumuza asılmış bir hayat yaşıyoruz.

Görev tanımlarına Friedrich Nietzsche’nin yaşamında önemli bir yer tutan Lou Andreas-Salomé şöyle karşı çıkıyordu:

“Görev sözü bana ağır ve sıkıcı gelir. Ben görevlerimi teke indirdim: Benim görevim özgürlüğümü sürdürmek. Evlilik ve beraberinde gelen sahiplenme ve kıskançlık duyguları ruhu köleleştirir. Bu duygular benim üzerimde hiçbir zaman egemenlik kuramayacak. Umarım ne erkeklerin ne de kadınların birbirlerinin zaafları üzerinde tahakküm kuramayacağı bir zaman gelir.”

Sahiplenmeye ve tahakküme “dur” demeden ne kadar özgürleşebiliriz ki? Düşlerimiz ne kadar uçan renkli balonlara dönüşüp mehtabımızı kuşatabilir?

Boş beşik hikâyesini hepimiz biliriz. Boşluk varsa orayı karanlık doldurur; umut avuçlarımızda mahsur kalır. Boşluklar bir ağıt gibi düşer hayatımıza. Oysa bize öğretilen en büyük görevlerden biri, kalbi, ruhu ve duyguları boş bırakmak değil midir?

Zihinlerimize kelepçe taktığımızda iç dünyamız da boşalır. Yıldızlardan ürker, çiçekli kıyılardan korkarız. Acımızı şarkılara yazıp sessizce dinleriz. Dünyanın dayattığı görevleri, gelenekleri ve egemenlik manzaralarını sorgulamadan “gerekli” bulanlar ise farkında olmadan gizli bir körlüğün içine düşerler.

Oysa insan, Nietzsche’nin deyimiyle, “yeri geldiğinde uçmayı öğrenmelidir.” Ama uçmak isteyen önce ayakta durmayı; yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı ve dans etmeyi öğrenmelidir. Çünkü bunlar olmadan uçulmaz.

Hayatın bize adadığını hayattan geri almadıkça; en iyi mevkilere gelmek, çokça takdir görmek ya da değer yargılarına sadık ilan edilmek, başımız önde yürümemizi engellemiyor.

Eğer bir görevimiz varsa, o da kötülerin hoşnut olmadığı her değeri geleceğe taşımaktır.

 

Kaynakça:

Irvin D. Yalom–Nietzsche Ağladığında

Jean-Paul Sartre–Varlık ve Hiçlik

René Descartes–Yöntem Üzerine Söylev

Friedrich Nietzsche–Böyle Buyurdu Zerüşt

Nerede Boşluk Varsa Oraya Karanlık Dolar
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *