ANASAYFA arrow right Güncel

Depremzedeler yakınlarına ulaşamadı…Tırnağının ucu ise saçının teli ise istiyorum

Depremzedeler yakınlarına ulaşamadı…Tırnağının ucu ise saçının teli ise istiyorum
YAYINLAMA: 07 Şubat 2024 / 11.58
GÜNCELLEME: 07 Şubat 2024 / 11.58

Selahattin Kılınç, oğlunu, gelinini ve torununu arıyor. Suna Öztürk, 36 yaşındaki kızını, 3 yaşında ve 8 aylık iki tane torununu arıyor. Abbas Köse, oğlunu, gelinini, torunu arıyor...

6 Şubat depremlerinin üzerinden bir yıl geçti. Depremin gördüklerimizin yanında göremediklerimiz de var. Seslerinin yeterince duyulduğuna, duyurulduğuna inanmadığım depremin kayıp yüzlerinin aileleri. İçlerinde çocuğunu, torununu arayanlar da var kardeşini, babasını arayanlar da.  

Hatay'dan Selahattin Kılınç, oğlunu, gelinini ve torununu arıyor.  Aksaray'dan Suna Öztürk, 36 yaşındaki kızını, 3 yaşında ve 8 aylık iki tane torununu arıyor. Yine Hatay'dan Abbas Köse, oğlunu, gelinini, torunu arıyor. 

“Bizim çocuklar nereye gitti?"

Ben nereden başlayacağımı bilmiyorum bu yüzden siz anlatın istiyorum, siz nereden başlamak istersiniz?

Selahattin Kılınç: Enkazı üç defa taradık, bir tane kemik bile bulunmadı. Bulunmadı. Bizim çocuklar nereye gitti? Üç defa çevrilen bir enkazdan bir tane kemik bulunmaz mı? 

Biz oradan 8-10 kişi kurtardık. Oradan beyaz bir minibüs yaklaşık 14-15 kişiyi yükleyip götürmüş. Hastanelere giden kişiler nerede? Nereye kayboldular? Bu insanlar nerede yani, hastanede kaybolabiliyor mu insan? Ama maalesef kayboluyor.  

Suna Öztürk: Bizim enkazı zaten düzgün aramadılar. Benim gözlerimin önünden yanmış 15 tane cenaze geçti. Bunların bazılarına baktım. Orada bir yer yapmışlardı, teşhis eden kendi cenazesini alıp gidiyordu, adli tıpçı çocuklara, ‘’Torbaları açın da bakayım. Belki bebeklerin, kızımın kıyafetleri yapıştıysa üzerine, tanırım’’ dedim. İnsanlar çok küçük parçalar halinde kalmıştı. Görevli çocuk dedi ki,’’ Teyze ne kıyafetinden bahsediyorsun, burada hiçbir şey kalmamış ki.’’ 

“Kayboldu diye bir şey yok”

İlk başta güzelce arıyorlardı, akutla birlikte gece görüş lambalarıyla falan arıyorlardı. Sonradan bize ‘’Yukarıdan emir geldi. Rönesans Rezidansın enkazı televizyonda çok gösteriliyormuş, bir an önce bu enkazın kaldırılması gerekiyor’’ dediler. Ondan sonra aramayı durdurdular. Sonra bir toplantı yaptılar, büyük projektör getirdiler 7/24 vardiyalı çalıştı bunlar. Aramayı bıraktılar. Enkazlarla beraber bu çocuklar gitti. 

Burada 53 kişi kayıpsa, 10-15 kişi çıkarıldı ise gerisi nerede bu insanların? Molozların içinde! O molozlar taransın, o molozların içinden de insanlar çıkacak. Çünkü aramadılar! Direk molozları kamyonlara yüklediler. 

Devletin yok saymasını, onlara yandı gözüyle bakmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu devlet bana tırnağının ucuysa da diyecek ki bana ‘’Bu senin evladın. 

DNA testini yaptık.’ diyecekler ben o zaman aramayı bırakırım. Biri yandı, ikisi yandı üçü de mi yandı benim evlatlarımın? Benim üç tane çocuğum nereye gitti? Ben de bunu istiyorum, arasın bulsunlar! Yok ettikleri gibi aramadan o molozları kaldırdıkları gibi o molozun içinde arayacak benim çocuğumdan bir parça da olsa bana verecek. Ben evde duramıyorum, dışarı soğuk o molozun içinde ölüsü mü duruyor dirisi mi duruyor? Bildiğiniz gibi değil bu acı.

Abbas Köse: İlke Apartmanındalardı benim kayıplarım. İlk bir hafta her gün orada bekledik. Enkazdan çıkmadılar. Depremde savrulup bir yere mi gitti, bir yere mi kaldırıldı? Veya kimler tarafından götürüldü? Biz bir yıl oldu bunun peşindeyiz, akşam sabah kafamızda elli tane soru var. Nereye gitti bizim çocuklarımız? Hastanede yok, dışarıda yok. DNA testi verdik eşleşmiyor. 

Üç yerden test için örnek verdik, hanımım verdi, gelinimin annesi babası verdi, hiçbir yerden bir eşleşme yok. Nereye gitti bizim bu çocuklarımız? Ya bizim çocuklarımız yer yarıldı da yerin içine mi girdi, ben anlamadım. Nereye gitti bizim çocuklarımız? Hiçbir yerden bir iz bulamıyoruz.

“Çalışmalar durduruldu maalesef"

Sizler de DNA testi verdiniz, değil mi?

Selahattin Kılınç: Evet, ben de verdim dünürlerim de ama sonuç yok. Benim kayıplarım İlke Apartmanında. 8 çocuk 20 yetişkin kaybımız var o binada.

Ama benim bildiğim iki kişi daha var, liste dışında bunlar. Adli tıptan söylenen şey şu ‘’Henüz Hatay için DNA çalışması yapılmıyor, bekletiliyor.’’ Neden bekletiliyor? ‘’Biz emir kuluyuz, bize emir versinler ki çalışalım.’’ İlk başta çıkanlar oldu. Mayıs Haziran’a kadar çalışıldı, eşleşenler çıktı ondan sonra durduruldu. Bugüne kadar çalışma yok. Bugüne kadar hiçbir çalışma yok, maalesef.

Bunu aktarmamın sakıncası var mı?

Hayır yok, yazın. Adli Tıptan denilen bu, ‘’Biz Hatay için henüz çalışma yapmadık, yapamıyoruz. Bekletiliyor. Neden? ‘Bilmiyoruz. Emir gelsin, biz çalışırız.’’ dediler bana.

Suna Öztürk: Örnek verdik ama sonuç yok. Rönesans Rezidans ’ta 53 kişiden herhangi bir bulgu yok. 

Ben bir şey anlatmak istiyorum, Türkiye genelinde AFAD’ın 6 bin tane personeli varmış. 11 ilde deprem oldu, bu 6 bin kişi nereye yetişecek? Rönesans Rezidansın enkazına madenci çocuklar girdi. Halka dediler ki etraftaki enkazlardan ağaç tomruk toplayın, biz binanın altından domuz tüneli yapacağız. 

Aşağıdan yukarıya doğru gideceğiz dediler. Çocuklar yaptılar, tam gireceklerdi işte o yukarıdaki emri kim verdiyse, yemin ediyorum o madenci çocuklar ağlaya ağlaya çıktılar.

Kamyonun dibine diz çöktüler, ağladılar. En azından hani canlı yoksa da birkaç tane cenazeyi bari kurtaralım dediler, ona da izin vermediler. 6 bin tane AFAD’cı bu ülkede nereye yetişecek? Otobüsle gönüllü çocuklar geldiler, onları da AKUT’cular girdirmedi. Gecenin üçünde Süleyman Soylu’dan bakandan izin alacaklarmış.  

“Kardeşim, bakan yatağında uyuyor, bırak çocuklar girsin’’ dedim ama kim dinledi ki! Ayağımızın dibinde komşumuzun iki tane kızlarının sesi geliyor. Çocuklar girdiler kurtarmaya, onları da çıkarttılar. İki gün sonra o iki kız kardeş birbirine sarılmış, cansız bedenleri çıktı. Bunların vebalini kim verecek? Ben hiçbirinin hakkını insan olarak helal etmiyorum onlara. Allah’ta sorsun. 

“‘Bir tırnağını bulsunlar, bir kemiğini bulsunlar ama bulsunlar”

Sorması zor bir soru olacak ama… Kayıpların üzerinden bir yıl geçiyor ve hukuka göre bir yıldan sonra gaiplik kararı çıkarılıyor. Bu kararın çıkması durumunda ne yapacaksınız?

Suna Öztürk: Benim damadım ölüm karnesini çıkarttı. Çıkartmak zorundaydı çünkü bana çocuklarım bakıyordu. Damadım bana dedi ki ‘’Ben bunu çıkarayım Tuğba’dan da sana maaş bağlansın.’’ Ama damadım bunu çıkartmış olsa da ben çocuklarımın peşindeyim, yine arayacağım.

Bunu çıkarsalar da çıkartmasalar da 6 şubattan sonra itiraz da etsek bu gaiplik kararını verecekler. Ben kabul etmedim, sen kabul etmedin öteki kabul edecek. Evde öksüz kalmış çocuklar, dul kalmış, evlatlarından yardım alıp yaşayan anneler var. Mecburen bunlar yaşamak için, muhannete muhtaç olmamak için yaşamak zorunda. 

Selahattin Kılınç: Biz kabul etmeyeceğiz. Gerekli bütün itirazları da yapacağız.

Abbas Köse: Gaiplik belgesi ile ilgili bir şey düşünmüyoruz. Biz çocuklarımız bulunsun istiyoruz. Bizim çocuklarımız için bu karar çıkarılırsa gerekli itirazı yapacağız. Biz çocuklarımızın bulunmasını istiyoruz. Bir tırnağını bulsunlar, bir kemiğini bulsunlar ama bulsunlar. 

Aslında biz burada boşuna konuşuyoruz. Devlet isterse bulur. Mecliste önerge verildi, AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bizi kimse düşünmüyor. Kendi menfaatini, kendi koltuğunu düşünen insanlar onlar.

Bakın ben burada Süleyman Soylu’yla Antakya’da Afet Müdürlüğü’nde birebir görüştüm, Soylu valiye atıyor topu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Denizli Valisine attı topu. Görüştüm ne oldu? Sayın valim ilgilen diyor, bak vatandaşın ne derdi varsa ilgilen diyor kendisi arabasına binip kayboluyor. Ne edecek ne yapacak senin derdinle deli mi olacaklar? Bunlar o adamlar için boş. Bu devlet bize bakmaz! Sabret DNA eşleşecek, sabret DNA eşleşecek! 12 ay geçti hala bir hareket yok, hala bir ışık yok, yol yok. Bir adım ileri gidemiyoruz. 

Suna Öztürk: Aynısını burada bana Hulusi Akar yaptı. Aksaray’a geldiğinde kayıpların fotoğrafları olan afişle gittim yanına. Bana, ‘Seninle Vali ilgilensin’’ dedi, kendisi arabaya bindi gitti. 

Kimsesizler mezarlığına başvurdunuz mu?

Selahattin Kılınç: İki gün önce gittim. Onlar da bir şey demiyor, büyük ihtimalle onlara da yasak konulmuştur. Çok sayıda ismi yazılmayan mezar var, bazılarına sadece numara verilmiş. Çok sayıda var.  

Suna Öztürk: Damadım başvurdu ama orası o kadar büyük ki başı sonu görünmüyor mezarlığın. Bu 1 yıl gibi kısa bir sürede o kadar insanın fethi kabri yapılıp, DNA’sının alınmasının imkanı yok. Oradan alınacak DNA’lar bence 3-5 seneyi bulur. 

Bir de şöyle bir şey var, çocuklarım hakkında gaiplik kararı çıktıktan sonra benim çocuklarımın kimsesizler mezarlığında aranması için devlet benden yirmi bin lira masraf isteyecek. Bende de o güç yok. Yine kalacak çocuklarım o sahipsizler mezarlığında. 

Bu DNA eşleştirme işlemiyle ilgili yurt dışından destek istesinler. Bir an önce en azından bu 147 kişinin acısını dindirsinler. Ben kayıpların 147’den daha fazla olduğunu düşünüyorum.  Bir kadın 8 kızını kaybetmiş ama televizyona çıkmak istemiyor, fotoğrafını vermek istediği için evinde yaşamak istediğini söylüyor acısını. 

6 şubattan sonra Türkiye genelinde hastanelerde kimsesiz olup yatanlardan ölenler varsa onlarla da DNA eşleştirmesi yapılmasını istiyorum. Oralardan da kesinlikle çıkacak birileri. 

Biz önerge için meclise gittik, Hüseyin Yayman’ın yanına gittik Rönesans Rezidanstan bu kadar kayıp var, İlke apartmanından, diğer kayıp aileleriyle birlikte orada bu kadar kayıp mı varmış, kimi suçluyorsunuz? Rönesans Rezidansın kayıplarını bir kenara bırakın dedi bize. Orası yandı bitti kül oldu, orayı kapat, başka tarafa bak dedi bize. Olacak şey mi bu?

Kayıplarınızı ararken herhangi bir engelle karşılaştınız mı?

Suna Öztürk: Hayır karşılaşmadım. Verdiğim dilekçeleri aldılar sadece, bekleyin haber edeceğiz dediler. 

Selahattin Kılınç: Engelle karşılaşmadım ama cevap yok. Biz istiyoruz ki bir an önce fethi kabirler yapılsın, DNA eşleştirmeleri yapılsın, hastaneler, sevgi evleri araştırılsın. Bizim istediğimiz bu, bir an önce bunlar yapılsın. 

Abbas Köse: Karşılaşmadık ama sonuç alamıyoruz. Dilekçe verdik ve sonunda bir cevap yok. Hiçbir yerden cevap alamıyoruz bizim sıkıntımız bu.

‘’Tırnağının ucu ise, saçının teli ise istiyorum.”

Bundan sonrası için ne yapacaksınız?

Selahattin Kılınç: Dernekle devam edeceğim. Bireysel olarak hangi kapıya gittiysem sonuç alamadım. Dernekle devam edersek belki bir sonuç alırız. Tüm kayıp aileleri bu derneğe başvursa, bir yerde hep beraber yürüsek sesimizi daha yüksek duyururuz.

Abbas Köse: Dernekle devam edeceğiz. Bireysel bu kadar zaman gittik bir şey yapamadık. Dernekle sesimizi duyurmaya çalışacağız.

Suna Öztürk: Dernekle devam edeceğim çocuklarımı aramaya. Günlerce aylarca ekmek, yemek yemesem dahi çocuklarımı bulmak için ayakta durmam lazım. Yanımda oğlum, torunum, gelinim…Onlar için ayakta durmam lazım, çocuklarımı bulmam için ayakta durmam lazım ki mücadelemi tam yapayım.

Rönesans Rezidansın enkazını saklı bir yere döktüler, orayı da bulduk. O enkazın olduğu yere de gideceğim, orada da basın açıklaması yapacağım.

Hala bir cevap gelmezse aramaya devam edeceğim. Daha da olmasa meclise gidip başımızdan aşağı benzin dökeceğiz. Bulsun benim çocuğum! Tırnağının ucuysa, saçının teliyse istiyorum. Yok ettikleri gibi bulacaklar

Yorumlar
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *