ANASAYFA arrow right Güncel

Gaziantep çocuk işçi ölümlerinde ikinci sırada

Gaziantep çocuk işçi ölümlerinde ikinci sırada
YAYINLAMA: 12 Haziran 2026 / 16.20
GÜNCELLEME: 12 Haziran 2026 / 16.22

Bugün 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü… Çocuklarımızın okuması, oynaması, gezmesi, ruhsal ve fiziksel gelişimlerini tamamlaması, sağlıklı ve güvenli yaşaması gerekirken son yıllarda derinleşen yoksulluk temelinde hızla ve özellikle devlet eliyle de öğrenci/çırak/stajyer adlarıyla işçileştiriliyorlar.

Ülkemizde Çalışma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan istatistikleri incelediğimizde resmi olarak her yıl 13-14 çocuk işçi ölümü kayıtlara geçiyor ve bu ölümler duyu(ru)lmuyordu. Ancak 2013 yılından beri İSİG Meclisi olarak kayıt altına aldığımız iş cinayetleri raporlarında da belirttiğimiz üzere son on üç yılda en az 862 çocuk (her yıl 64-65 çocuk) hayatını kaybetti ve bu tablo son iki yılda daha da derinleşti. 2024 yılında 71 çocuk işçi ölürken 2025 yılında ölen çocuk işçi sayısının 94 olması çocuk emeğinin durumunu özetliyor. Binlerce yaralanma, uzuv kaybı, ruhsal ve fiziksel gelişime vurulan darbeler gözükmüyor bile…

Mayıs ayında iş cinayetlerinde ölen çocuklar
Bu ay dördü tarım, biri ticaret, biri inşaat ve biri metal işçisi olmak üzere 7 çocuk işçi hayatını kaybetti. Ölen çocuklar arasında uzun zamandır ‘mesleki eğitim değil çocuk işçilik’ diye mücadele ettiğimiz MESEM uygulaması kapsamında çalışan bir çocuk da bulunuyordu:

Mahir Buğra Karagön, 15 yaşında, MESEM Yiyecek İçecek Hizmetleri 10. sınıf öğrencisiydi. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Hatay İskenderun’da stajyer olarak çalıştığı pastanede akşam sularında elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Olayı anlatan amcası “Elektrikçi geliyor, kontrol ediyor ve ‘kaçak yok' diyor. Hatta 'şarteli kapatmaya gerek yok' diyor. İşyerinde buat kapağı (elektrik bağlantı kutusu kapağı) açıktı. Çocuğa altındaki metal dolabı montaj yapmak için kaldırttırıyorlar. O sırada açık kablolara temas ediyor. Dolap metal olduğu için elektriği çekiyor ve bırakmıyor. Yaklaşık 10-12 saniye akıma maruz kalıyor. Çocuğu kartonla çekiyorlar. Yerde yatıyor, nabzı gidiyor. Ambulansı bile işyeri sahibi aramıyor, yanındaki stajyer çocuk arıyor, her şeyle o ilgileniyor. İki üç hafta önce de bir kız öğrenciyi elektrik çarpıyor. Bu çocuk haftada bir gün okula gitmek zorunda ama okula göndermiyorlar. Sürekli çalıştırıyorlar. Babası işyeri sahibiyle konuşmaya gidiyor, devamsızlık arttığı için. İşyeri sahibi de ‘Madem çocuk okusun diyorsunuz, neden meslek okuluna verdiniz?’ diyerek tepki gösteriyor. Sabah 6-7 gibi işe gidiyor, akşam 8’de geliyor. Hafta tatili yok. Bu çocuk stajyer ama normal bir işçi gibi çalıştırılıyor.”

Esasen Mahir’in ölümü iş cinayetlerinin, çocuk işçiliğinin ve MESEM’in bir özeti aslında. Bu noktada MESEM uygulamasına kısaca değinmek istiyoruz.

Kentlerdeki 500 bin çocuğun en kötü çalışma biçimi olarak MESEM
2008 krizi sonrası yoksullaştırma politikaları hızla devreye girdi. Alım gücü düştü ve ailenin her üyesi çalışmak zorunda kalmaya başladı. Kentsel yoksulluk yaygınlaşınca eğitim politikalarının da bu konudaki yönlendirmesiyle hızla ‘çocuk işçiliği kentleşti’. Pandemi süreci ile birlikte çocuklar kitlesel olarak örgün eğitimden açık liseye kaydını aldırdı. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçiliği ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı.

MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler doğrultusunda şekillenen MESEM, 2016 yılında örgün eğitim kapsamına alındı. 2020 yılında MESEM programı öğrencileri fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazandılar ve meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazandı. 2021 yılında stajyer ve çırak ücretlerinin patronların sorumluluğundan alınıp İşsizlik Sigortası Fonuna bağlamasının ardından özellikle MESEM’li sayısında kitlesel bir artış yaşandı.

MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. Pratikte ise işyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate kadar çıkmakta ve Bakanın da izin verdiği üzere gece 23.00’a kadar ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir. Çocuklara verilen asgari ücretin üçte biri ila yarısı olan ücret ise (9-14 bin TL) işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır.

Bu nedenle MESEM yalnızca kötü bir eğitim modeli olarak kavranamaz. MESEM, kamusal kaynaklarla finanse edilen, sermayeye düşük maliyetli / bedava çocuk emeği sağlayan bir mekanizmadır. “Mesleki eğitim” söylemi, çocukların erken yaşta sömürü düzeni içine çekilmesini meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.

Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.

Sonuç olarak genelde maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar.

İş cinayetleri en acı gerçektir ama orta-uzun vadeli sağlık sorunlarını da sorunun diğer yüzüdür. Uzun çalışma saatleri, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, kimyasal ve fiziksel risklere maruz kalma, gelişim çağında bedensel yıpranma, ruhsal örselenme ve eğitimden kopuş çocuk işçiliğinin pek de görünmeyen ama insan bedeninde kalıcı hasarlara neden olan sonuçlarıdır. Çocuk işçiliği, bu anlamda bir halk sağlığı sorunudur.

‘Çocuk İşçiliği İle Mücadele İçin’ acil adımlar atmalıyız
11 Şubat 2025 tarihinde çıkardığımız raporda “Çocuk işçiliğine karşı her şehirde birlikte mücadele edelim. Bu noktada panel, çalıştay düzenlemekten basın açıklaması, miting yapmaya, ortak platformlar oluşturmaya vb. olan ihtiyaç hiç olmadığı kadar acil bir durumda. Hepimiz bu sorumluluğu almalı ve 2025 yılını gerçek anlamda Çocuk İşçiliği İle Mücadele Yılı haline getirmeliyiz. Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız…” demiştik. Gelinen noktada birçok etkinlik, çalışma vb. hayata geçirildi. Şimdi ise acil olan motor gücünü gençlerin (genç işçilerin) oluşturduğu hayata dokunan bir mücadelenin hayata geçirilmesidir.

Sanayide-tarımda-hizmette-inşaatta çocuk işçiliğine, paralı eğitime, mesleki eğitim adı altında kölece çalıştırılmaya, sanal bağımlılığa, uyuşturucuya, kumara, şiddete ve çetelere karşı mücadeleye!

Mayıs ayında en az 212 iş cinayeti
Yüzde 68’ini ulusal basından; yüzde 32’sini ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Mayıs ayında en az 212 işçi hayatını kaybetti. Böylece 2026 yılının ilk beş ayında iş cinayeti sayısı (Ocak 155, Şubat 129, Mart 149, Nisan 190, Mayıs 212) 835’ye ulaştı. Hatırlatalım, geçmiş ayların iş cinayetleri bilgileri her ay güncellenmektedir.

Kendi nam ve hesabına çalışanların ölümlerinde artış meydana geldi
Mayıs ayında ölenlerin yüzde 79’u işçi ve yüzde 21’i kendi nam ve hesabına çalışan çiftçi, esnaf vd. Yaz sürecine hazırlık için tarla, bahçe çalışması yaparken 32 çiftçi hayatını kaybetti… Yine kadın hareketinin bir talebi ve kazanımı olarak 2022 yılından bugüne, ev hanımı diye tabir ettiğimiz ücretsiz ev işçilerinin çalışırken ölümlerini (bu ay bayram temizliği nedeniyle 6 ölümle en görünür biçimi cam silerken düşme) kayıt altına aldık.

İş cinayetleri en çok güvencesiz işkollarında: Tarım, inşaat, taşımacılık
İlk sıradan 48 ölümle tarım/orman işkolu var. İkinci sırada 38 ölümle inşaat/yol geliyor. Üçüncü sırada ise 33 ölümle taşımacılık. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 78 işçi, tarımda 48 işçi, hizmette 48 işçi ve inşaatta 38 işçi hayatını kaybetti.

Tarımda işçilerin neredeyse tamamı kayıtdışı çalışırken, çiftçilerin de çoğunluğu Bağ-Kur’a borçlanmış durumda. Sektörde orman işçileri, çobanlar, balıkçılar, tarım işçileri ve çiftçiler, besiciler, arıcılar, balıkçıların ölümleri sürüyor.

İnşaatlarda TOKİ, Emlak Konut, OYAK İnşaat, Rönesans Holding, Gülermak-Nurol-Makyol gibi kamu ve özel dev şirketlerin bina-altyapı projelerinde ölümler sürerken; deprem bölgesi ve büyükşehirler inşaat işçileri için bir cinayet mahalline dönüştü.

Son yıllarda hızla gelişen lojistik ve hizmet sektöründe ise trafik kazaları adı altında iş yetiştirme baskısı, uygun olmayan yollar, araçların gerekli bakımının yapılmaması vb. nedenlerle tır, tanker, kamyon, otobüs, kargo, taksi şoförleri ile moto kuryelerin ölümleri devam ediyor.

Ölüm nedenlerinde trafik/servis kazası, ezilme/göçük, yüksekten düşme, kalp krizi ilk sırada
Çoğunluğunun taşımacılık (yüzde 43) işkolunda meydana geldiği trafik, servis kazaları nedenli ölümler ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada aşırı-fazla-yoğun çalışma ve yoksul hayat koşulları nedenli bütün işkollarını yatay kesen bir neden olan kalp krizi ve beyin kanamaları geliyor. (Örneğin bu ay mobilya fabrikalarında ölen 6 işçinin 4’ü 50 yaş üstünde ve fabrikada çalışırken fenalaştı.) Üçüncü sırada ise maden, tekstil, inşaat, tarım ve metalde görülen ezilme ve göçük nedenli ölümler var. Dördüncü sırada ise yüksekten düşmeler var. Bu ölümlerin yüzde 63’ü inşaatlarda meydana geldi.

Altını çizmek istediğimiz bir husus da var: Biz sadece işyerinin tahsis ettiği servisler veya araçlarla yapılan kazalar sonucu ölümleri almıyoruz. Daha kapsayıcı bakıyor ve belli durumlarda işe geliş-gidiş sürecini kendi imkanları ile yaparken ölenleri de kayıtlarımıza dahil ediyoruz. Örneğin bu ay 20’li yaşlarının başında olan iki otel emekçisi genç, mesai çıkış saatleri olan gece 02.00-03.00 civarında eve bisikletle dönerken, normalde bile çok tehlikeli olan turistik yolda otomobil çarpması sonucu hayatlarını kaybettiler. Yani sorunu işçilerin ‘ulaşım hakkı’ ve daha geniş bir ‘sosyal güvenlik’ çerçevesinde düşünmemiz gerekir.

Silikozis nedenli 3 işçi ölümü
Genelde madenci hastalığı olarak bilinen cam, seramik sanayi ve dökümcülük gibi sektörlerde görülen, kamuoyunun kot kumlama işçilerinin (bir dönem de diş protez teknisyenlerinin) hastalık ve ölümleriyle bildiği silikozis; kuvars gibi kristal yapıdaki silika tozlarının uzun süre solunması sonucu akciğerlerde kalıcı hasara ve sertleşmeye (fibrozis) yol açan, tedavisi olmayan ölümcül bir meslek hastalığıdır.

Kot kumlamada silikozis 2009 yılında yasaklandı ama yüzlerce genç hastalığa yakalanmıştı ve sonraki süreçte de ölüm haberleri gelmeye devam etti, ediyor. 22 Mayıs’ta 40 yaşındaki Ferhat Gezer, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 18-19 yaşında İstanbul’a çalışmaya gelmiş ve merdiven altı atölyelerde yapılan kumlama sonucu hastalığa yakalanmıştı. Bingöl Karlıova Toklular Köyündendi.

Sanayide yaygın olarak görülen bir meslek hastalığı olmasına rağmen silikozis nedenli ölümler pek duyu(ru)lmamaktadır. 4 Mayıs’ta yıllarca Ankara’da çalıştığı cam işleme atölyelerinde rodajlama (kesilen cam veya ayna kenarlarındaki keskinliğin, pürüzlerin ve girintilerin elmas taşlar yardımıyla tıraşlanarak pürüzsüz, güvenli ve estetik hale getirilmesi) yaparken hastalanan 43 yaşındaki işçi Köksal Sağlam; yine aynı şekilde abisi ile birlikte benzer bir süreç yaşayan 40 yaşındaki Zeki’de abisinin ölümünden 18 gün sonra 22 Mayıs’ta silikozis nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Kırşehir Çiçekdağı Kızılcalı Köyündenlerlerdi.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedenli ölümlere dikkat
Özellikle Sivas merkezli olarak peş peşe kene ısırması sonucu ölümler meydana geldi. Bu ölümlerden birisi de kayıtlarımıza aldığımız 55 yaşındaki besici Rıza Demir’in kene ısırması sonucu rahatsızlanması ve altı gündür tedavi gördüğü hastanede KKKA sonucu hayatını kaybetmesiydi.

Konuyla ilgili olarak İstanbul Tabip Odası bir “Bilgi Notu” hazırladı: Burada KKKA’nın ne olduğu, nerelerde görüldüğü, nasıl bulaştığı, belirtileri ve korunma yolları sade bir biçimde açıklanıyor. Kırsalda çalışan işçilerin ve emekçilerin mutlaka okuması ve önlem alması gerektiğini belirtelim.

Her ay mobbing nedenli işçi ölümleri oluyor
8 Mayıs’ta Gebze Amazon Depo işçisi 31 yaşındaki Mehmet Şahin, intihar ederek yaşamına son verdi. Yakınları Mehmet’in ölümü sonrası “bir ay önce biriminin değiştiğini, iş yükünün arttığını, arkadaşlarından ayrı kaldığını ve mobbing nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu” belirttiler. Üyesi olduğu DGD-Sen ise ayrıntılı bir açıklama yaptı: Yetkili sendikadan istifa edip dayanışma aidatı verdiğini, bundan sonra bölüm değişikliği, peşinden hız baskısı, onur kırıcı bir üslup ve muhatap bulamama sorunları ile karşılaştığını, MS hastası olması nedeniyle ağır bölümde çalışamayacağını yönetime yazılı ve sözlü olarak bildirmesine rağmen ağır bölümde çalıştırılmaya devam edildiğini, takım liderine sorunlarının çözülmemesi ve bir muhataplık bulamaması üzerine intiharın eşiğine geldiğini sözlü olarak ilettiği… Sendika hukuki ve fiili mücadeleye devam ediyor.

Görünmez kılınan kadın işçi ölümleri
Bu ay altısı genel işler, ikisi tarım, ikisi ağaç, ikisi ticaret ve biri gıda olmak üzere en az 13 kadın işçi hayatını kaybetti. Tabi kadın iş cinayetleri ile genel olarak kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri bazen iç içe de geçebilmektedir. Hanaa Ebu Zeyneb’in ölümü de olay mahalli işyeri olduğu için iş cinayeti olarak kayıtlarımızda yer almaktadır.

28 Mayıs’ta 19 yaşındaki Suriyeli işçi Hanaa Ebu Zeyneb, Konya Meram’da garson olarak çalıştığı kafenin deposunda elleri arkadan bağlı şekilde asılı halde ölü bulundu. Necmettin Erbakan Üniversitesi öğrencisiydi, saat ücreti 110 TL'ye, sigortasız olarak, okul masrafını çıkarmak için çalışıyordu. Olay intihar vakası diye geçse de ailesi hayata neşeyle bağlı olduğunu belirterek ölümünü şüpheli buluyor. Biz de buradan tekrar soruyoruz: Hanaa Ebu Zeyneb’e ne oldu?

En az 16 göçmen işçi ölümü
Güvencesizlik kıskacında olan işçi sınıfının en kötü durumda çalışmaya zorlanan bileşenlerinde birisi de göçmen işçilerdir. Mayıs ayında üçü Mısırlı, üçü Özbekistanlı, üçü Suriyeli, üçü Türkmenistanlı, biri Afganistanlı, biri İranlı, biri Kazakistanlı ve biri Senegalli olmak üzere 16 göçmen işçi hayatını kaybetti. Ölen göçmen işçilerden ikisini tekrar hatırlatmak istiyoruz:

5 Mayıs’ta 44 yaşındaki İranlı işçi Seyedmahdi Mahdian’ın cansız bedeni Eskişehir Tepebaşı'ndaki evinde bulundu. Onu ölüme götüren süreci avukatı aktardı. “31 Temmuz 2025’te Esözcan İnşaat Malzemeleri'nin yaptığı inşaatta Surre Yapı Mobilya'nın taşeron kaynak ustası olarak sigortasız çalıştırılırken 3.kattan düştü. Kırıklar ve çökme meydana gelen kafatasının bir bölümü alındı, beyninde kalıcı hasar oluştu, yürüme yetisini kaybetti ve hayatına tekerlekli sandalyeyle devam etmek zorunda kaldı. Sigortasız çalıştığı için hiçbir ödeme alamadı, hastanede ilk ameliyatın ardından tedavisine devam edemedi, üç kere hastaneye yattı ama acil müdahalelerin ardından diğer tedavileri için ücret talep edildiği ve bu ücreti ödeyemediği için hastaneden adeta kaçmak zorunda kaldı. Kafatasındaki hasar fiziksel görünümünü de etkiledi, bu görünümü eski hale getirebilmek için bir çeşit protez alması gerekiyordu ancak bu protez 1,5 milyon TL'ydi. Tepebaşı Belediyesi ve Eskişehir Valiliği’nin evde bakım servislerine de başvurdu, gelen hemşireler TC uyruklu olmadığını ve sigortasız olduğunu fark edince hiçbir şey yapmadan evden ayrıldılar. Mahdian’ı yaşamdan koparan 10 aylık süreç böyle geçti, uzun süre haber alamayan komşularının ihbarı üzerine cansız bedeni bulununca kayıtlara 'şüpheli ölüm' olarak geçti.”

21 Mayıs’ta ise 42 yaşındaki Senegalli işçi Seringue Fallou Gueye hayatını kaybetti. İstanbul Esenler Otogar’ında seyyar oto elektrik tamircisi olarak çalışıyordu. 19.15 sularında arızalanan Kamil Koç'a ait yolcu otobüsünü tamir ederken otobüs üzerine düştü. Firma cenazenin memleketine gönderilmesine bile yardım etmedi.

Yaşlı, emeklilik çağındaki işçi ölümlerinde dikkat çekici artış
2024 yılı iktidar tarafından ‘emekliler yılı’ ilan edilmişti ancak gerçekler tam tersi. Yoksullaştırma politikalarının en çok vurduğu kesimlerden biri olan bu yaş çağındaki emekçilerin durumunu özellikle geçen yıl basında Ankara’daki yaşam koşullarına (kaldıkları oteller otogar, aç kalma, sigortasız çalışma nedeniyle emekli olamama ya da emekli maaşının yetmemesi) yer veren haberlerden takip ettik. Emeklilik hakkını kazanamayan ya da emeklilik hakkını kazandığı halde geçinemediği için inşaatlarda çalışan, tarlalarda çift süren, sokaklarda atık toplayan 50’li, 60’lı ve 70’li yaşlardaki işçiler düşerek, zehirlenerek, trafik kazasında hayatlarını kaybetmeye devam ediyor. Mayıs ayında da (tarımda yaz dönemine hazırlık yapan çiftçi ölümlerinin de etkisiyle) yaşlı/emeklilik çağındaki 71 işçi/emekçi hayatını kaybetti. (Mayıs ayındaki iş cinayetleri içinde oransal olarak baktığımızda yüzde 38.)

Sendikalı ol, mücadele et
Mayıs ayında ölen işçilerin en az 10’u (yüzde 5) sendika üyesi, 192’si (yüzde 95) sendikasız. Sendikalı işçilerin üçü belediye, ikisi ticaret/büro, ikisi metal, biri maden, biri taşımacılık ve biri tersane/depo işkollarında çalışıyordu. Eklememiz gereken bir husus daha var. Özellikle eğitim, sağlık, metal, enerji, tarım ve belediye işkollarında ölen işçiler içinde başka sendikalı işçiler de olabilir. Ancak herhangi bir açıklama olmadığı için işçilerin sendika üyesi olma bilgisini öğrenmekte zorlanıyoruz.

Yıllardır hazırladığımız raporlarda iş cinayetlerinde ölen işçi oranı yüzde 2 civarındaydı. Ancak bu oranın geçen ay yüzde 7 ve bu ay yüzde 5 olması sendikal hareket için alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. Zira bu artış, sendikal örgütlülüğün işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin de zayıfladığı, güvencesiz çalıştırmaya karşı yeterince karşı koyamadığı anlamına da geliyor.

Yine bir eksik noktaya değinelim. O da sendikalı işyerlerinde iş cinayetlerinde ölen taşeron işçilerin olması. Özellikle metal, kimya, enerji ve belediye gibi işkollarında sendikaların işyerlerindeki taşeron işçileri de örgütlemenin önündeki engelleri aşması ve TİS sürecine dahil etmesi gerekiyor.

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda 10 işçi öldü: Tam da bu noktada örgütlenme ihtiyacı hayati bir konu
Önemli bir kriter. Eğer işçi sınıfının evrensel bir kazanımı ve mücadele gününde bir işçinin bile çalışırken burnu kanasa orada emek hareketinin düşünmesi gerekir. Zira işçinin mücadele bayramı ve resmi tatil olan bir günde çocuk-kadın demeden işçi ölümleri bu kadar çok oluyorsa orada güvencesizlik tamamen hakim olmuş, sendikal hareket baskı altına alınmış ve emek hareketi çok zayıflamış demektir. Ölümleri hatırlatalım:

1- Mahir Buğra Karagön, 15 yaşında, MESEM Yiyecek İçecek Hizmetleri 10. sınıf öğrencisi, Hatay İskenderun’da stajyer olarak çalıştığı pastanede akşam sularında elektrik akımına kapıldı.

2- Hatice Başata, 56 yaşında, bir mobilyacıda aşçı, Aksaray Güzelyurt Ihlara Beldesi’nde işyerine ait arazide ağaç kesimi yapan işçilere yemek götürdüğü sırada kesilen kavak ağacı üzerine devrildi.

3- Yakup Yakar, 23 yaşında, tarım işçisi, Konya Emirgazi’de 17.00 sularında çalıştığı tarlada hareket halindeki traktörün römorkundan düştü.

4- Satılmış Gücükçavuş, 55 yaşlarında, orman işçisi, Kastamonu Araç Çavuş Köyü’nde ormanda kesilen ağaç üzerine devrildi.

5- Muhammed Kandöken, 46 yaşında, Sakarya Hendek’te Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni, mesleki eğitim programı için bulunduğu Rize’de programda fenalaştı.

6- Mahmut Turan, 33 yaşında, BİM İşçisi, Adana Sarıçam Hacı Sabancı OSB'deki zincir marketin deposunda tadilat nedeniyle boya yaparken kepçeyle taşınan demir profil üzerine düştü.

7- Hasan Ahmet Köksal, 22 yaşında, Gümüşhane Kelkit Yeni Sanayi Sitesi’ndeki işyerinde tiner döktüğü soba parladı.

8- İlker Topal, 49 yaşında, As Turizm çalışanı, Zonguldak Merkez 100'üncü Yıl Terminali'nde fenalaştı.

9/10- Kadir Ortataş, 40 yaşlarında, Bayram Demirhan, 45 yaşında, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) taşeron işçileri, Çankaya’da 11.00 sularında kanalizasyon çalışması sırasında yokuştan geri kayan bir su kamyonunun altında kaldılar.

İş cinayetlerinin meydana geldiği şehirler
En çok iş cinayeti İstanbul, Ankara, Sakarya, Bursa, Gaziantep, Antalya, Mersin, Aksaray, Samsun, Adana, Denizli, İzmir, Kahramanmaraş, Kastamonu, Malatya, Siirt ve Şanlıurfa gibi sanayi merkezleri olan ya da tarımsal üretim veya inşa faaliyetlerinin yoğunlaştığı şehirlerde meydana geldi. İSİG raporu

Yorumlar
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *