“Her Şey Parçalanırken Bile Büyümek”
Her kuralın aynı oranda önemli ve gerekli olmadığını fark etmemiz gerekiyor. Bazı kurallar, ihtiyaçlar gibi zamanla önemini yitirir. İnsanın birbirinden beklediği yükümlülükler değişime uğradığı gibi, bazı kurallar da kendi içinde dönüşür ve zamanla ilk etkisini sürdüremez. İçimizdeki değer yargıları ya da insanın kendisinde yoğunlaşan duyguları gibi, çoğu şey ilk sevecenliği ile ilerlemez.
Bunun tersi bir durum olsaydı, dünyanın her yerinde yeni yasaklar, yeni yasalar, yeni çıkarımlar ve yeni ittifaklar ortaya çıkmazdı. Çoklu endişeler artmaz, belirsizlikler bu denli değişkenliğe uğramazdı. Hevesle desteklediğimiz, uygulanması için kuyruk olduğumuz birçok uygulama yeni keşiflerle birlikte işlevini yitirir. Bugün hayatımızda olan pek çok fikir belki de geçmişte yoktu; ya da şu an bizi geliştirdiğini ve evrenle uyumlu kıldığını düşündüğümüz bazı yargılar, zaman içinde bugünkü kadar arzulanır olmayacak.
Ne acıdır ki tüm bunlar bilindiği hâlde, önyargı, sürekli kuşkuculuk ve kör inanç; doğru fikirlerin ve kalıcı bilgilerin içini oyuyor. Çünkü hayata dair neleri önceleyeceğimiz bize (beşikten mezara) öğretilmişti. Elbette öğretilenlerin önemi yadsınamaz; deneyimler ve birikimler yok sayılamaz. Ancak onlar aracılığıyla doğayı, dünyayı, yararlı olanı, yaşatanı ve adaleti tanımamız beklenir.
Karmaşık ya da gizemli görünen birçok oluşu merak ettikçe ve irdeledikçe, hayatı kendi öz bilincimizle açıklayabilir ya da yeniden düzenleyebiliriz. Pişirilip önümüze konulan ve övmemizin beklendiği her türlü yazgıyı başucumuza koymak zorunda değiliz. Çoğu zaman yeryüzü insanı, içinde taşıdığı inanca yeterince ikna olmasa da; dolaşımda olan pek çok bilgiye ya da akışa kuşkuyla yaklaşsa da vazgeçmiyor. Çünkü bir başkasını, başka bir şeyi ya da geçmişi suçlayarak kenarda durmak daha kolay geliyor. Böylece neden olduğumuz sefaletle, ayrışmayla ya da kendi hayatımızı istismar edişimizle yüzleşmemeyi öğreniyoruz.
Oysa unutmamamız gereken şudur: İnsan ölümsüz değildir; fakat bizden geriye kalan şeyler vardır. Yaptıklarımız, yarattıklarımız, yıktıklarımız ve dünyaya bıraktığımız iyi ya da kötü idealler…
“Her Şey Parçalanırken Büyümek”in bize anımsattığı gibi:
“Yazgımızdan kendimiz sorumluyuz… Dünyanın sınırlarını ve işleyişini bilmek gerekir; ancak bu sınırları öğrendikten sonra seçmekte özgürüz ve kararlarımızın sorumluluğu bize aittir. Bu yolda kazançlar da olur, kayıplar da. Önemli olan, zaferlerimizin bizi şımartmasına izin vermemek ve yenilgiyi kabul etmeyi öğrenmektir…”
Elbette nesnel koşulları ve dışsal olguları yok saymak, hayatın ve gelişimin yasalarına uygun değildir. Başarının her zaman yalnızca kişisel tercihlerle sınırlı olmadığını da biliyoruz. Ancak hayatın neden–sonuç ilişkilerini tercihlerimizin temeline koyduğumuz sürece; umut ile yanılsamayı ayırt edebildiğimiz ölçüde, dönüşümün ve umudun güvenirliğini yükseltiriz.
Bir yanlışa boyun eğiyorsak, başka bir yanlışı büyütürüz. Doğru ve iyi olana derin derin soluk aldırmak varken, başı kopmuş düşünce ve anlayışların peşinde koşmak niye? Yaptıklarımızın başkalarında nelere yol açabileceğini tüm samimiyetimizle düşünmeliyiz. Sadece kendimize, sloganlarımıza ve bir tarafgirliğe kapılmanın nelere mal olduğunu bilme sorumluluğumuz var.
Eğer bir şeyi kendi doğasıyla tanımlayamıyorsak, onun var olduğunu bilmemizin de bir anlamı yoktur. Kötü atılan her adım, yerkürenin şah damarlarını keser. Tepede, dikenlikteki, eğimlerin arasına gizlenmiş gerçeği aramak; niteliğe de gülümseyen bir niyettir. Köle zihniyetinin özgür insana dönüşeceği ortamları hazırlamak, oralara birer taş döşemek zorundayız. Irkçılığı, şiddeti, öfkeyi, sevgisizliği ve yıkıcılığı besleyen standartların insanlığın önüne hangi engelleri koyduğunu sorgulamak hakkımızdır. Haksız olana ve kötülük üretene nazik davranmak, birçok olumlu duygunun ruhunu incitir.
Belki de yanlışlığına emin olduğumuz düşünceler yeterince tartışılmadığı, yeterince dile gelmediği için bağımsız ve özgür toplumlara ulaşılamıyor. Sessiz uzlaşının olduğu yerde yanlışlar düzelmez; kötüler de iyiye evrilmez.
Tarihin gösterdiği gerçeklik şudur: Çeşitliliğin ve evrenselliğin ışığını bağrına basanlarla, sevginin büyüsünü içine geçirenlerle dünya güzelleşecek.
Zaman, cesur ve özgür olanların sonuna kadar geriye düşmeme zamanıdır.
Bilgenin dediği gibi:
“Sizi yüreğinize bakmaya davet ediyorum; sizi, benliğinize konmuş bariyerleri kaldırmaya çağırıyorum. Kendinizle, dünyayla, tanımadıklarınızla barışık olmayı öneriyorum.”
Yararlanılan kaynaklar:
Her Şey Parçalanırken Büyümek – Lea YPİ
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine-John Stuart MILL
Mirdad’ın Kitabı- Mikhail Naimy (Bilge Alıntısı)
