Tanımaksızın Birbirimizi Çoğaltacağız…

YAYINLAMA: 18 Mart 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 17 Mart 2026 / 10.31

Keşke donmuş ellerimizi birbirine değdirmeyi bu kadar ağırdan almasaydık. Karşı caddeden sesleneni duyabilseydik. Yumuşak bir selamla tanımadığımız suskunlukları anlayabilseydik… İşte o zaman kendimizi bu kadar güvensiz hissetmeyebilirdik.

Her gün güneş ışık demetlerini sevdalara saçarken, modern dünyanın bakışları yıkıcı kopuşu yeğliyor. “Kalplerimizi açık yaşamak” hiç de zor olmasa gerek. Hüzünlenen düşler çoğalmasaydı, göğsümüze inen parıltılar kaygıya yenilip gizlenmeseydi, belki dünya hâlâ gülümsüyor olurdu.

Tüketen sessizlik, ağırca bedene çöken yalnızlık bir gecede üstümüze hançer gibi inmedi. Tıkanmış ağızlar… Solmuş alınlar… Korkutulmuş dizeler…

Düşünüyorsun da; bütün bunlar gökleri önüne katıp küle çevirmiş, güneşi diri diri gömmüş gibi. Herkes elleriyle umutsuzluğu çağırıyor. Hem de kendisinin olmayan bir sesle, başkasının elleriyle, kendisine ait olmayan duygularla… Umudun kokusunu damarlarından silip atıyor.

Oysa toprağa kök salan ağacın umudu ölümsüzdür. Gürleyen, durmayan, direngen ırmak gür sesiyle ölü toprağa can verir. Doğa insana sanki şunu söylüyor: Korku, kaygı ve felaket dediğiniz şeylerin çoğu, insanın kendi kendine indirdiği bir yumruk, doğal olmayan bir hıçkırık gibidir.

Tellerdeki kuşlar gibi şarkı söylemeyi sürdürseydik, hayat da bizden çekilip gitmezdi. Yani hayatın görkemini boğazlayan biz değil miyiz?

“İşte geldim, korkmayın artık,” diyen aydınlığın şevkini kıran biz değil miyiz? Küçük meltemlerle ritmini yükselten özgürlüğü, öfkemizle ittikçe çoklu esareti büyüttüğümüzün farkında mıyız? Böylelikle ölüme, yaşama ve sevinçlere duyduğumuz sorumluluğu kendimizden atıyoruz.

Bir başka koşulun, bir başka coşkunun kanatlanabileceğine olan umarsızlık ve ilgisizlik; acılı, hüzünlü, kaygılı çığlıkları kulakları patlatırcasına büyütüyor.

Artık dünya için kararlar alınırken biz yokuz. İklim, ekoloji, emek ve güvenceli iş… Sosyal haklar, ekonomi yönetimi, barış… Bütün bunlar konuşulurken çoğu zaman biz ötede tutuluyoruz.

Belki de hepimize rahatsızlık veren konuların başkalaşması, hataların çoğunluk tarafından önemsiz görülmesi; planlanmış, öngörülmüş sosyolojik ve psikolojik bir durumdur. Bu yüzden kendimizle sürekli çatışma hâlinde olmamızı buradan anlamaya çalışmak gerekiyor.

Gerçekten dönüştürmek istediğimiz dünyanın yalnızca başkasının dünyası olmadığına dair artık güçlü kanıtlar var. Çünkü iyileştirilmeyi bekleyen dokular içimizde de boy atıyor.

Binlerce yılın kurulmuş hiyerarşileri elbette kolay çözülmez. Yüzlerce yıllık gelenekler, binlerce yıldır kendini yeniden üreten eril ve bencil yapı içimizde girift hâle gelmiş durumda. Onu bulunduğu her mevziden söküp atmak da kolay olmuyor.

Kötüleşmiş birçok seçimi aslında seçmemiş olsak da sanki kendi tercihimizmiş gibi yaşamayı sürdürüyoruz. Çünkü onun keyfini çıkardığımız iddia ediliyor. Böylece kopulmayan ezberler düşünmeyi, gülmeyi, hissetmeyi yavaş yavaş bırakmamıza yol açıyor.

Her seferinde acımızı saklıyoruz. Ruhumuzu kılıflayıp gizliyoruz değil mi? Sonra hiçbir şey yokmuş gibi dönüp onu bir başka yıkıntıda arıyoruz. Belki de böylece gelişim ve aydınlanma fırsatlarını kaçırıyoruz.

Bazen çok yaklaşmışken bile keşfetmekten vazgeçiyoruz. Çünkü önemli olanı öğrenmemek öğretilmişti.

“Hiçbir şey istemiyorum,” diyerek sesimizi kısıyoruz. Yüzeysel hayata çakılıyoruz. Ve bu yorgunlukla düşleri, yaratıcılığı, sevgileri ve özgürlükleri gömüyoruz.

Biliyoruz ki vazgeçen kaybetmiştir.

Ben, sen, diğeri…

Tasarlanmış, kocamış ve can çekişen bir yaşama kol kanat olmak zorunda değiliz. Yeniden başlamanın yolu belki de şudur:

Birbirimizi tanımasak bile ben gülüşümle, sen şarkınla, diğeri hüznüyle uzakları çağırmalı.

Tanımaksızın birbirimizi çoğaltacağız.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılar:

Duygusal Olan Politiktiktir-Ayşegül SANDIKÇIOĞLU

Miras-Vigdis Hjorth

Seçme Şiirler-Nicolas Guillen

Hamnet Filmi

Tanımaksızın Birbirimizi Çoğaltacağız…
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *