Eleştirilmeye açık olmayan, güven duyulmayı hak etmez

YAYINLAMA: 21 Ocak 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 20 Ocak 2026 / 20.56

Varoluşçu felsefeye göre insanı geriye götürecek bir yol yoktur:

İnsan kendi içinde bir çelişkidir; pek çok parçaya bölünmüş durumdadır. En ilkeli olanlar dâhil, tüm yaratıklar yaratıldıkları anda oluşum sürecinin kirli ırmağına atılmıştır ve bundan böyle asla, ama asla, suyunu akışına ters yönde yüzemez.

İnsan olmanın bedellerini ve cefasını herkes bir şekilde yaşar; uzun, acılı, eziyetli ve çetin yolu çaresizce yürür.” İnsanlaşma yolunda karmaşayı daraltmaya çalışırız. “İkilik” yerine çokluğu koyar, basitleştirdikçe belirsizliği eritmeye uğraşırız. Böylece dünyanın tümünü, katmanları genişletilmiş bir ruhla kavramaya odaklanırız.

Ne var ki bu gidişatta, insanın duygularını; ilgi, duyarlılık ve öngörüsünü bloke eden birçok katı düzenekle karşılaşırız. Toplumca icat edilmiş “kesin yargılar,” insanın ilk karşılaşmasını veya ilk görüneni değerlendirme fırsatını elinden alır. Bu nedenle ters işleyen eski ve uğursuz düşüncelerin baskısı, önümüze çıkanı anlamamıza engel olur.

İnsanın önüne “değer” diye konulan pek çok tuzak; yapıcı ve yıkıcı olanı tercüme etme olanağımızı ortadan kaldırıyor. “Oysa eleştirilmeye açık olmayan hiçbir şey güven duyulmayı hak etmez.”

Sürekli ikili bir ayrıma başvurmak, sorumlulukları basite ve sıradanlığa indirgemek anlamına gelir. Her şey karşıtını var edebilir. Ancak tüm hüzünlerin ve acıların sorunsal kaynağını yalnızca karşıtlıklarda görmek de temelsiz bir çarpıtma olabilir.

“İnsanın, doğanın ve hayatın yalnızca iki ya da üç temelden oluştuğunu söylemek; bir düşüncenin, bir duygunun bile onlarca etkiden meydana geldiğini gözden kaçırmaktır.”

Hesse’ye göre yaşam, yalnızca iki kutup arasında değil; binlerce, hata sayılmayacak kadar çok kutup arasında salınıp durur. Bu nedenle hayatı yazgıya, prosedüre ya da belli bir tanıma oturtmanın gerçeklikle örtüşen bir ezgisi yoktur.

Elbette her ilerleyiş ya da her tepki dünyayı düzeltmez. Ama kendini egemen kültürün ve egemen dünyanın tersine sürükleyenler, insanlaşmanın o uzun ve hakikate gülümseyen yoluna kendini adayanlar, bilmemize ve görmemize ön ayak oldular.

Hermann Hesse’nin deyimiyle, “Toplumsal değerlerin doğru olması için bireysel değerlerin doğru olması gerekir. Dünyayı düzeltmenin yeri ilk olarak kendi yüreğimiz, kafamız ve ellerimizdir; sonra onlardan çıkan iştir.”

Başkaları-ya da çoğumuz-insanın yazgısını düzeltmek için sayısız sistem, paradigma ve program sunabiliriz. Ancak onarılacak ilk şey, insanın kendisi olmalıdır.

Adalet diye tutturulan şey, ilkin tek bir insanın sesi değil miydi? “Öldürmeyeceksin” diyen ilk söz, tek bir ağızdan çıkmadı mı? Eşit paylaşım varsa sömürü olmaz; sömürü yoksa savaş, işgal ve ayrımcılık da olmaz diyenler, başta minicik bir insan topluluğu değil miydi?

Başkalarının yapacağı işler üzerinden dayanaklarımızı geçerli kılamayız. Her türden görüşe, ilgiyle ve doğruluk olasılığı ile yaklaştıkça gerçeği de bilmeye yaklaşırız.

Çoğunluğun bildiği ama “oyunbozanlık yapmamak” adına dile getirmekten çekindiği gerçekleri aydınlatabildiğimizde dünyamız netlik kazanabilir. Böylece üzerimize çöken gerginlikleri, bilgi istismarını ve aldatıcı formülleri ortadan kaldırarak “tarihsel yazgı” değişebilir.

J.S.MILL’in dediği gibi: “Dünyaya daha önce farkında olmadığı bir şeyi göstermek, bir insanın insan kardeşlerine yapabileceği hizmetlerin en büyüklerinden biridir.”

İnsanlaşmanın sağduyusu, hayatı büyütmenin gayesi; milyonlarca uzaktakinin gönlüne, derdini hissederek girebilmekle ölçülür. Bugün sıkça duyduğumuz bir cümle bu yüzden daha da anlamlıdır:

Birine üzülmek için onu tanımak gerekmiyor.”

İnsanın vicdanını ve kalbini güvenilir kılan şey acıya bakabilme cesareti değil midir? Kısacası, ayrımcılığın zehirli ağına düşmeden ve ön niyetsiz; doğrunun ve iyinin özne olduğu bir dünyaya yönelmeliyiz.

Tanıdık ya da tanımadık herkesin gereksinimlerini anlamaya çalışmak, dünyayı onların gözüyle görüp; onlar gibi hissedip, onların bir parçası olmak, dünyaya bulaştırılmış kötülüğü aşağıya çekme ihtimalini doğurur.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Alıntılar – J.Stuart MILL – Düşünme ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine

Varoluşçu felsefe Alıntı – Herman Hesse- Bozkırkurdu

Eleştirilmeye açık olmayan, güven duyulmayı hak etmez
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *