Her Savaş Yeni Bir Savaşın Nedenidir

YAYINLAMA: 04 Mart 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 03 Mart 2026 / 10.47

Çeşitli kaynaklara göre, insanlığın yaklaşık beş bin yıllık tarihinde savaşsız geçen süre yalnızca 292 yıl olduğu söylenir. Cephe savaşlarının yaşanmadığı dönemlerde dahi, savaşı üreten ve onun zeminini besleyen çok sayıda “alt savaş”, insanlığın, doğanın ve yaşamın dolaşım sistemini sürekli sekteye uğratmıştır.

Farklı biçimlerde sürdürülen tehdit ve baskı düzenekleri düşünüldüğünde, savaşın psikolojik boyutunun, cephe savaşlarından daha az ürkütücü olmadığı sonucuna da ulaşılabilir.

Bizler; savaşsız, sömürüsüz ve şiddetsiz bir dünya özlemi taşıyanlar, bu nedenle kaygılarımızı bir türlü deviremedik.

Oysa savaşın anatomisi, çoğu zaman palavralarla örülmüş bir propaganda düzenidir; korku psikolojisi ve yanıltıcı olgularla beslenir. Savaş, zihniyet kırımıyla başlar; politik egemenlik alanından topluma yayılır ve kimi zaman bireyin en uç duygularını gasp eder. Gerçekleri ters yüz ederek, zayıflığı ve bulanıklığı örgütlü bir hâle getirir; kutsal bir üniforma kuşanarak ilerler.

 Atina agoralarında yankılanan, “çıkarlarımıza uyuyorsa yapılanlar haksız sayılmaz, güçlü olan haklıdır” anlayışından; barış zamanını “en iyi savaş” olarak kodlayan 16. yüzyıl zihniyetine ve savaşı rasyonel bir araç olarak gören Roma düşüncesine kadar uzanan çizgi; sömürünün gövde gösterisine dönüştü.

Gücün her şeyi meşrulaştırdığı ve zayıfın buna razı olması gerektiği fikri, ayrıcalıklı zihniyetin gelişimine süreklilik kattı.”

Belki de her çağ, savaşın en üst aşamasını zamanına dayatır. Ancak bu dayatmanın gereğince fark edilmesine pek izin verilmediğinden, yıkıcı etkileri de çoğu kez görünmez kılınır. Böylece savaşın yarattığı kaos, kriz, yoksulluk ve göç; insanlığın kalbinde giderek derinleşir.

Savaş, insanlığın ve doğal yapıların ruhuna indirilmiş en parçalayıcı eylemdir. Halklar üzerinde onarılması mümkün olmayan tahribatlar bırakırken; önü alınamaz ekonomik ayrışmaları körükler, ekolojik, toplumsal ve etik değerleri çürütür. Yozlaşma, duygusal kuraklık, çürüme ve acımasız kişilikler; savaş ve çatışmaların genişleyen ovasında büyür.

İdeolojik ve psikolojik boyutlarıyla savaş; ortak birliktelikleri, yaratıcı düşünceyi ve sorgulayıcı davranışları denetim altına alarak, özgürlük arayışına kurulmuş en büyük tuzaklardan birine dönüşür.

Savaş gerekçesiyle, barışçıl, demokratik, yaşatıcı birikimler manipüle edilirken, her bireyin savaşın bir parçası olması hedeflenir. Bu nedenle “yararlı”, “makul” ve “zorunlu” savaş söylemleri üretilir. Oysa bu manipülatör gerekçeler, yeryüzünde yaşanan savaşların en güçlü dayanakları olmuştur.

Böylece zayıflatılan, dağıtılan ve parçalanan birey, toplum ve kamuoyu; her türlü istismara açık bir zemine sürüklenir. Küçük bir egemen azınlık, sömürgeci kuvvet ve otoriteleşmede devamlılık kaygısı taşıyanlarca gerginlik üretilir. Bu nedenle savaş kültürü, şiddet dili ve tehdit sloganları en yüksek volümde tutulur.

Biliyoruz ki, bugüne dek hiçbir savaş, halklar arasında kalıcı bir eşitlik ya da toplumsal cinsiyet adaleti sağlamadı; hiçbir özgürlük ve eşitlik talebi gerçek anlamda karşılık bulmadı. Demokratikleşme, kapsamlı ve kalıcı bir unsur olarak kurumsallaşmadı. Aksine, her şey daha fazla metalaştı; emek ve üretim ucuzlatıldı, güvencesiz çalışma yaygınlaştırıldı. Tüm üretim-tüketim ve yaşam alanları, kapitalist ve emperyalist sistem eliyle talan edildi.

Çatışmaya, şiddete ve hegemonya kurmaya ayrılan bütçe ve yatırımlar; daha eşitlikçi, özgürlükçü ve bütünlüklü bir anlayışa yönlendirilmiş olsaydı; savaş kadar barışa da emek verilseydi, dünya bugün çoktan dil, ırk, cinsiyet, inanç, coğrafya ve sınıf ayrımlarının aşındığı bir eşiğe yaklaşmış olabilirdi.

Onun için yaşamın en mikro duygusuna kadar sızmış olan şiddet ve yıkıcılığın neden-sonuç ilişkisi bilince çıkarılmalı. Tarihsel deneyimleri çözümledikçe ve bağımsız düşündükçe, dayatılan savaş ideolojilerini engelleme şansımız artar. Böylece hayatı savunabilir, ortak alanları özgürleştirebilir ve kıyımları durdurabiliriz.

Eşitliğin, özgürlüğün ve barışın dünyası, hepimizin dünyası.

Savaş, hangi biçimde gelişirse gelişsin; siyasal, ekonomik ve psikolojik bir rahatsızlık hâli içinde uzayıp giden, felaketten başka bir şey üretmeyen bir politikadır. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.

 

Kaynakça ve dayanaklar:

Machiavelli, Prens; Savaş Sanatı

Vegetius-De Re Militari (Roma Stoacılığı+İmparatorluk ideolojisi)

Bianet

Umberto Eco, Beş Ahlak Yazısı

Her Savaş Yeni Bir Savaşın Nedenidir
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *