TURİZME ADANMIŞ 40 YILIN GURURU
Türsab’ın (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) resmi dergisi The Voice of Travel; turizm yaşamımın adanmışlık, sabır ve vefa üzerine ilham verici bir öykü barındırdığını fark ettiğini söyleyerek, bölge turizmi için yaptığım çalışmalara geniş yer veren bir söyleyişi yayınlamıştı. Kuruluşumuzun 40. yılını kutladığımız bu bugünlerde size bu sevdaya dair bir özet sunmak istedim. The Voice of Travel yetkilisi, mesleğe başladığım yılların koşullarını göz önüne alırsak, bölgede genç bir kadın olarak, emsali bulunmayan bir örnek yaratmamın yoğun bir cesaret gerektirdiğini düşünüyor ve “ Nasıl başardınız, neler yaşadınız, neleri aştınız ve motivasyon kaynaklarınız nelerdi?” diye soruyordu. Güneydoğu Anadolu'nun ilk seyahat acentası Arsan Seyahat Merkezi’nin 40. hizmet yılına girdiği bu sene, tüm bu yılların imbiginden süzülen tecrübeyle, sihirli ifadelerden en önde geleninin "farkındalık yaratmak" olduğundan kuşku duymuyorum. Dünyanın her yerinde yaşayan başarılı insanların genel üstünlüğünün "farkında olmak" olduğuna da tüm kalbimle inanıyorum. Farkında olduğunuzda ve önemsediğinizde çözüm üretebiliyorsunuz, yenilik yapabiliyorsunuz, “Eski köye yeni adet” getirebiliyorsunuz.
Ailemizde genetik olarak "Yenilikçilik" hep vardı. Babam ve annem her zaman çözüm odaklı düşünmeyi, sorgulamayı, empatiyi, bunun için de donanımlı olmayı öğütlediler. İdealizmi, yenilikleri yaratmayı ve çözüm odaklı yaşamayı bir aile geleneği olarak öğrendiğinizde, amacınıza erişmek için önünüze çıkan her engeli aşmanız gerektiğine de koşullanıyorsunuz.
Bölgenin ilk seyahat acentasını kurma kararını aldığımda hareket noktam șu idi: Son derece zengin geleneği olan bu kadim şehir, dünyada yeteri kadar tanınmıyordu. İlk Tanrı sisteminin çıktığı, yaşayan en eski yerleşim olduğunu iddia ettiğimiz Dülük, eserleri dünyadaki en görkemli müzeleri süsleyen Hitit medeniyetinin efsanevi yerleşimi Karkamış, ilk açık hava heykel atölyesi Yesemek, Doğu Roma İmparatorluğu’ nun doğudaki en uç sınırlarını barındıran Zeugma bu muhteşem şehirdeydi. Turizm Bakanlığı'nda bile sadece bir dia ile tanıtılan Gaziantep için kullanılan tek simge “lahmacun” görseliydi. Oysa ki, Hacettepe Üniversitesi ‘nde aldığım eğitim boyunca hayal ettiğim "niche market" tam da burada olmalıydı. Turizmin "deniz, kum, güneş" ten ibaret olduğuna koşullanan o dönem insanları önce itiraz ettiler. "Taş görmeye kimse gelmez, kendini tüketme" dediler. Altı yıl boyunca herkes bizi ve çalışmalarımızı izledi.
Bıkmadan usanmadan, kendi kaynaklarımla tanıtım seferberliği başlattım. Müze teşhirleri ve ören yerleri kazı çalışmalarına sponsor oldum. Başta TRT olmak üzere onlarca ulusal ve yerel TV kanalında yüzlerce tanıtım konuşması, açılış töreni, seminerler yaptım, yazılar yazdım. Altı yıldan sonra, önce Gaziantep'te, sonra Güneydoğu’da seyahat acentaları açılmaya başladı. Bugün Gaziantep’te, resmi seyahat acentası sayısı 150’nin, GAP Bölgesinde ise 250’nin üzerinde. En ciddi başarıları elde eden acentalarımızın sahiplerinin ya da üst düzey yöneticilerinin kadın olduğunu söylemekten de gurur duyuyorum. Buraya kadar yaşadığım her şey, kadın ya da erkek bir girişimcinin yeni bir oluşumu kabul ettirme sancılarıydı. Sezar' ın hakkını vermem lazım:
Ben Gaziantep’te bir kadın girişimci olarak hep avantaj yaşadım. Benim yaşadığım bölge, bilinenin aksine "anaerkil" bir bölgedir. Eğitimli kadının büyük kredisi vardır ve toplum, doğruları yaptığına inandığı kadını koşulsuz destekler. Bana kamu kurumlarında, sosyal alanda hep öncelik tanındı. Toplumun takdirini çok hızlı bir biçimde kazandım. Buranın muhteşem insanları, benimle gurur duyduklarını her fırsatta bana gosterdiler, gösteriyorlar.
Kent Konseyi'nde yaptığımız bir toplantıda, bir bakanlık yetkilisi, Gaziantep'te çalışan işçi kadın sayısının azlığından söz ediyordu. Ona da söylediğim gibi; Gaziantep'te kadın, "girişimci"dir. Kendi işinin patronudur ya da üst düzey yöneticisidir. Hem nitelik hem de nicelik olarak çok kıymetli kadın girişimcilerimizle her zaman gurur duydum. Uluslararası platformda söz sahibi olan birçok kadın girişimcimiz var. Kadınlar yaratıcı varlıklardır. Doğrudan sermaye birikimi olmasa bile, kafasına başarmayı koyduysa, kooperatif kurar, imece başlatır ama başarır.
Turizm sektörü, barındırdığı detaylar itibariyle, kadın bakış açısını ve enerjisini yoğun olarak taşıması gereken bir sektör.
Turizm gerçekten kadına çok yakışıyor. Örnek olarak, özel ilgi turlarının en başarılılarını incelediğinizde, bunların bir kadın elinden çıktığını hemen anlıyorsunuz. Nemrut'ta gün batımı muhteşemdir. Gün batımında dağın zirvesinde, beyaz eldivenli garsonların ikram ettiği cam kadehlerdeki şampanya ve flüt büyüsüyle süslenmiş ortamı gördüğünüzde, ya da sakin şehir Halfeti'de kuğu gibi süzülen teknede çello dinletisinin sihrinde, detaylardaki kadın dokunuşunu fark etmemek mümkün değil. Kadına gölge edilmese ne yaşanılası bir dünyaya sahip olacağız.
Birçok kurum ve marka açısından deneyimle biliyoruz ki, kadınların aktif olarak çalıştığı ve yönettiği işletmeler müşteri memnuniyeti açısından çok başarılı. Bu gerçeklik ışığında daha çok kadına istihdam, eğitim ve yatırım imkânı sağlanmasının Türk turizminin ve ekonomisinin geleceği açısından çok akıllıca bir yatırım olacağı aşikâr.
Kadın; doğası gereği anaçtır, fedakardır, dürüsttür, cesurdur. Toplumumuzdaki kadınların bu niteliklerinin bir de eğitimle taçlandırıldığını düşünün."Muhteşem bir dünya" yaratılmış olur. Kadının eğitimli olması, olmazsa olmaz koşullardandır. Yetiştirdiği çocuklar da toplumsal düzenin kalitesine katkı sağlar çünkü. Kadının en yakıştığı iş alanlarından birinin turizm sektörü olduğunu düşünenlerdenim. Çok hızlıca, dar kapsamlı özel ihtisas eğitim programlarının hayata geçirilmesi hem çok kolay organize edilebilecek hem de çözüme ulaşmada hız katacak bir çalışma olur diye düşünüyorum.
Ayrımcılığın hiçbirinin asla kabul görmemesi gereken bir çağda yaşamamız gerektiğini düşünüyorum ama uygulamada hala ağlamayan bir şey kazanamıyor. En çağdaş olduğunu ifade eden partiler, meslek örgütleri, sosyal oluşumlarda bile "erk" hırsı, başkalarına izin vermenin önüne geçiyor. O sebeple "Hak verilmez, alınır" söylemi hala geçerliliğini koruyor. Hak almaya devam edeceğiz elbette.
Herkes hayallerini takip etmeli diye düşünüyorum. Hayal ederseniz gerçekleştirirsiniz. İnsanlar sevdikleri, mutlu oldukları işi yapmalı. Kadınlar, genel inanışın aksine, çok daha şanslılar. Yeter ki doğru planlasınlar. Dürüst, içten ve ayrıntıcı olsunlar. Başaramamaları imkansız.
"Öğrenilmiş çaresizlik" söylemleri asla bize göre değil. Herkes yapabiliyorsa biz de yaparız, kimse yapamıyorsa biz mutlaka yaparız.



