Tahminler alt üst oldu
Batı Asya'da patlak veren çatışma, kritik petrol sevkıyat yollarını kilitleyerek küresel ekonomide dev bir belirsizliğe yol açtı. Türkiye’nin enflasyon hedeflerini ve enerji dengelerini kökten sarsan bu kritik süreçle birlikte fiyatlama davranışlarını ve yurttaşın cüzdanını doğrudan etkileyecek senaryoların ayrıntıları netleşmeye başladı.
ABD ve İsrail'in Ali Hamaney'i 28 Şubat 2026'da hedef alan operasyonuyla başlayan savaş, küresel ekonomiyi son elli yılın en sert enerji arz şoklarından biriyle yüz yüze bıraktı. "Operation Epic Fury" adı verilen harekât, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 21'inin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda trafiği durma noktasına getirdi, günlük yaklaşık 17,8 milyon varillik arz açığı doğdu. Brent ham petrol, 31 Mart 2026 itibarıyla 106,71 dolara yükseldi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2026 yılı ilk Enflasyon Raporu'nda Mart 2026–Şubat 2027 dönemini 58,8 dolarlık Brent petrol varsayımı üzerine kurmuştu. Şimdi petrol, o varsayımın yüzde 81,5 üzerinde seyrediyor. Bu sapmanın Türkiye'nin enerji faturasına yıllık 35 ila 40 milyar dolar ek yük bindireceği hesaplanıyor. Enerji ithalatına bağımlı Türkiye ekonomisi açısından cari denge, büyüme ve dezenflasyon süreci ciddi risk altına girdi. Söz konusu görünümle birlikte petrol fiyatlarının 100, 120, 150 ve 200 dolar seviyelerine çıkması halinde Türkiye’de enflasyonun 12 ve 24 aylık seyrine ilişkin farklı senaryolar gündeme taşındı.
Goldman Sachs analistleri, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın 10 haftayı aşması ve Batı Asya enerji altyapısında kalıcı hasar oluşması halinde fiyatların 2008'deki 147 dolarlık zirveyi geçerek 200 dolarlık "super spike" seviyesine ulaşabileceğini belirtiyor. Analistlere göre petrol talebinin kısa vadede esnek olmaması, arz şokunun ancak "talep yıkımı" ile dengelenebileceğine işaret ediyor. Yine analistlerin yaptığı kıyaslamada, Batı Asya'daki mevcut jeopolitik risklerin 2008'in üzerinde görüldüğü ve ABD Doları'ndaki 2008'den bu yana oluşan enflasyonla birlikte 200 dolar seviyelerinin görülmesinin düşük bir ihtimal olmadığı vurgulanıyor.
J.P. Morgan, baz senaryoda petrolün 60 dolara geri dönebileceğini öngörürken jeopolitik risklerin kontrolden çıkması halinde 200 dolar seviyesinin "istatistiksel bir olasılık" haline geldiğini ifade ediyor. Kurum ayrıca Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının küresel büyümeyi 1,3 puan aşağı çekebileceğini hesaplıyor.
Barclays ise çatışmanın yayılması halinde petrolün 150 doları aşarak 200 dolar seviyesini test edebileceğini raporluyor.
Türkiye'de enflasyon 2026'ya girilirken kademeli düşüş eğilimi gösterse de enerji maliyetlerindeki artış bu sürecin ana risk unsuru olmaya devam ediyor. Baz etkisi ve sıkı para politikasının katkısıyla aşağı yönlü bir eğilim izleyen yıllık enflasyonun düşüş hızı, yüksek enflasyonla sert bir şekilde eriyen asgari ücretin ocak ayında revize edilmesi ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar nedeniyle sınırlı kaldı.
Şubat 2026 itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,53 seviyesinde hesaplandı. Çekirdek enflasyonun yüzde 29,46'da kalması, fiyat katılıklarının sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 3 Nisan 2026'da açıklanacak mart verisi için beklentiler aylık yüzde 2,18–2,35 bandında yoğunlaşırken ortalama beklenti yüzde 2,25 seviyesinde. Yıllık enflasyonun yüzde 31,2–31,4 aralığına gerilemesi öngörülüyor. Bu sınırlı düşüşte Mart 2025'teki yüksek baz etkisi belirleyici olurken petrol fiyat artışlarının henüz tam yansımamış olması görünümü geçici kılıyor.
Sonuç olarak 2026 baharı, Türk ekonomisi açısından en sert stres testlerinden biri olarak öne çıkıyor. Petrolün 106,71 dolara yükselmesi, Merkez Bankası’nın 58,8 dolarlık varsayımını tamamen aşmış durumda.
200 dolar senaryosunda enflasyonun üç haneli seviyelere çıkma ihtimali belirgin şekilde güçleniyor. Eşel mobil sistem ise yalnızca sınırlı fiyat aralıklarında etkili kalırken, 120 doların üzerindeki seviyelerde işlevini büyük ölçüde kaybediyor.
Artan enerji maliyetleri cari açık ve bütçe açığını büyütürken ekonomi politikaları üzerindeki baskıyı da artırıyor. Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve düşük büyüme riski giderek güçlenirken bu gelişmelerin etkilerinin doğrudan yurttaş üzerindeki maliyet baskısını artırması bekleniyor. Cumhuriyet
