ŞAKİ

YAYINLAMA: 06 Ocak 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 05 Ocak 2026 / 16.15

Osmanlı dönemlerinde de İPEK yolunun Çin’den başlayıp Anadolu’yu boydan boya geçerek İstanbul’a kadar geldiğini bilmekteyiz. Aslında İPEK yolunun, tarihin derinliklerinde antik EFES kentinden başlayarak ÇİN’de Xian kentine kadar uzandığı da bilinir. Hatta bu yolun kimilerine göre EFES harabelerinden başlayan KRAL YOLU olarak görmeniz mümkündür. Aslında bu yolun çeşitli güzergahı bulunmakta. Sadece İPEK yolu demekte doğru olmayabilir. 

İpek ve BAHARAT yolu da diyebiliriz. Çünkü bu yolda kervanlar yürür, katır veya kimi yerde develere yüklenen İPEK ve Baharat batıya taşınır. Yol boyunca şehirlerde durup ticaret yapıldığını dile getirirler. Anadolu’da ise bu yolun güzergahının Erzurum, Malatya, Kayseri, Ankara, Konya, Bilecik, Bursa, İzmit ve İstanbul’dan geçerek Avrupa’ya gittiğini bilmekteyiz. Bu yolun yaklaşık uzunluğunun 8000 kilometre olduğu tahmin edilmektedir. 

Hatta 1500’lü senelerde PORTEKİZ’li denizci seyyah FERDİNAND MAGELLAN, İPEK ve Baharat yoluna denizden ulaşmaya yönelik tezinde, daima batıya giderek bulmayı savundu. 

ÇİN’den gelen kervanların yükleri belli, İPEK ve Baharat, ancak geri dönüşte bu hayvanlara ne yüklenirdi? Belli değil. 

8000 kilometre yolu ve bu yolun üzerinde uğradıkları kentlerde, yerel tüccarlarla sadece satış değil aynı zamanda alış da yaptıklarını düşünürüm. Bu kervanlar İRAN’da ticaret kentleri olan İsfahan ve Tebriz’den de geçtiği için, bu şehirlerde hem baharat hem de ipek kumaşların ticaretini yaptıkları bir gerçek. Kervanların, kanımca kalabalık bir topluluk olduğunu tahmin etmekteyim. Çünkü geçtikleri güzergahlar sadece düzlükler değil, yüksek dağların vadilerinden, tehlikeli yollardan geçtikleri de muhakkak. 

Kanımca kervanların, sadece ticaret yapan ve hayvanlara bakan insanlardan oluşmadığını düşünmekteyim. Bu güzergahın tehlikeli dönemeçlerle dolu olduğu muhakkak. Hayvanların bakıcıları yanında, bu kervanı koruyacak insanlara da ihtiyaç olduğu bir gerçekti. Çocukluğumda radyo haberlerinde doğu bölgelerimizde araçların önlerinin kesildiği, yolcuların bütün varlıklarının eşkıyalar tarafından soyulduğu haberlerini hatırlarım. Hatta bu haberlerin gazeteleri sütunlarında okuduğumu da hatırlarım.

Bu kervanları soyanlar bazen köyleri de basıp, köyden kendi işlerine yarayan gençleri, insan gücü olarak dağa kaldırdıkları da bir gerçektir. Çünkü PKK eşkıya çetesinin yaptığı gibi, işe yarayan insan gücü takviyesine de ihtiyaç duyduklarına inanırım. 

EŞKİYA mevzusu, daha sonra, filmlere de konu olmuş, ancak eşkıya konusu tam olarak izah edilememişti.  

Selçuklu’ların parçalanması sürecinde oluşan DulkadirKarsıAzir ve Bakras beylikleri diye bildiğimiz toplulukların, aslında birer kervan soygun çetesi olarak çalıştıkları, bazı tarihçiler tarafından anılır. Bu toplulukların içine Osman Bey de katılır mı, bilmiyorum. Osman Bey KAYI aşiretinin başı. İznik yöresinde bulunan Bizans tekfurlarını haraca bağlamaları ve kervanlardan bir tür haraç almaları, EŞKIYALIK olarak nitelenir mi? Bu konuda tam bir fikrim olmasa da böyle soygunların tanımlaması kapsamına girmesinin doğal olduğuna inanırım.  

Yakın tarihimiz de de eşkıyalık yaşandığına şahit olmaktayız. 

Mart 1995’Te başlayan ve seneler boyunca İstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi günleri toplanan anneler, kaybolan evlatları için oturma eylemi yapmaya devam etmiştir. Toplum, bu gurubu Cumartesi Anneleri olarak anmaya başladı. Tıpkı Arjantin’de 1999’da, cunta döneminde kaybolan çocuklarını bulmak adına PLAZA DEL MAYO meydanında toplanan Arjantinli Anneler gibi. Ancak bu annelerin direnişini Süleyman Soylu 2018’de, bakan olarak yasakladı.   

Bugünlerde bu eşkıyalığın boyut değiştirdiğine şahit olmaktayız. Hepimizin bildiği bu küçük dünyamızda, petrol rezervi en büyük olan ülke VENEZUELLA. Başkenti CARAKAS. Bir tarihte Ekvator’un başkenti QUİTO’ya giderken uçak, Carakas’ın uluslararası havaalanı olan SİMON BOLİVAR’da yakıt ikmali için durmuştu. Bu ülke ve yine petrol rezervi hatırı sayılır bir ülke olan İRAN’ın, ham petrol satışlarında ÇİN büyük bir kısmını oluşturmakta. Çin’in başka ülkelerden petrol almasına Amerika’nın engel olduğu bilinmekte. ÇİN’in her konuda yaptığı inanılmaz gelişmeyi durdurmak mümkün görünmemekte. 

Teknolojide, hem de solar enerjide yaptıkları büyük gelişmeyi durdurmanın imkansız olduğunu idrak eden AMERİKA’nın, bizim bildiğimiz eşkıyalığa soyunduğuna şahit olduk. 3 Ocak 2026 tarihinde, evvelden planlanan, hatta Venezuela Başkanlık Sarayı’nı birebir aynı planda bina inşa ederek, orada defalarca tatbikat yapılarak, bir gece baskını ile VENEZUELA Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini yakalayıp, ülke dışına kaçıran Amerika Başkanı Donald Trump’ın adamlarıMaduro’yu  NEWYORK’da bilinmeyen bir yerde tutmakta. 

21 yüzyılda geldiğimiz bu noktada eşkıya artık kervan soymamakta, ülkelerin Siyasi Liderleri, başka ülkelerin Eşkıya Başkanları tarafından kaçırılmakta diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

ŞAKİ
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *